“Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu” der aşklarımızın sözcük kahramanı Nazım Hikmet. Haklıdır da hiç kuşkusuz.
*
Dün kalbin sevgi dolu değilseydi, bir gün kaybettin!
En azından bugünü kaçırma!
Bir tek anı boşa geçirmeden, hemen şimdi, şu an başlayarak sevmeli insan. Ömür boyunca sevmeli üstelik. Hiç eksiltmeden, hep artırarak. Değer bilmezlerle deneyimlerine rağmen, her türlü hayalkırıklığına ragmen, sevmeli insan. Önceki sevdaların acılarını tecrübeye bırakarak.
Öyle ömür boyu sevmeyi de büyütmemek lazım gözümüzde. Ömür dediğin ne kadar ki?! Bir ‘dün’ bir ‘bugün’ çok çok bir de ‘yarın’!
Dün geçti, yarını bilen yok, elimizde bir bugün.
Zaman yok yaşamağa! Vakit kaybetmemek lazım.
Hiç durmaksızın sevmeli insan.
Kalbin 'atması' için vazgeçilmez bir ilaçmışçasına sevmek. Zaten öyle de değil midir?! Aşk, kalbin 'güzel atması' için bir vazgeçilmez değil midir!?
*
Mevsimlerin baharıyken sevmek, sen gel sonbahara tutsak etme kendini.
Çünkü sonbahar küflü bir keman sesidir. İnsana; yaz gecesi çocuklarının, eve çağrılma endişesini yaşatan.
Gel sen mevsimleri ilkbahara bestele, o kemanın sesi kuruyup dalından düşmeden.