3 Eylül 2013 Salı

Hayal


“Biz zihnimizde bir tasarı yaratır, ona umut ilave eder, gerçekleşmesi için bir de dilekte bulunuruz.”
Yazdığım bu ilk cümlenin merkezinde biz varmışız gibi gelse de, aslında meselenin merkezi biz değiliz. Evet, belki bu cümlenin vazgeçilmezlerinden biriyiz ama asıl olan tasarının kendisidir ki buna “hayal” deriz.
Bir hayal gerçekleşene kadar varlığını sürdürür. Sonra dönüşür. İstediğimiz şey olur. Elde etmek olur. Sahip olmak olur. Olur da olur…
Kimi zaman da -ki burada bir iyimserlik sergiliyorum, çünkü kimi zaman değil çoğıu zaman aslında- hayal, dönüştükten sonra değerini yitirir.
İnandınız mı buna? Bence hiç inanmayın. Çünkü bir hayal, değerini kendi kendine yitiremez. Hatta bizim yitirmemize neden de olamaz. Hayalimizin gerçekleşmesi ile ilgili “elde ediş egosu” ya da daha bilinen anlatımıyla “iktidar hastalığı” düşünüldüğü gibi sadece siyasi bir konu değildir. Erişilen hayaller, zihnimizin yeni tasarılar oluşturmasına neden olur. Kimi zaman bu tasarılarda önceki hayal de içine alınarak geliştirilir, kimi zaman ise öncekini neredeyse -yine iyimserleştim- yokedecek kadar bağımsız hayaller kurulur. Hatta aşkta bile.
*
Tereddüt konusu da tam burasıdır. Kimi zaman bu dönüşümün yaşanması kaçınılmazdır. Çünkü bir bakıma hayallerimizin peşine düşmemizle, onları terk etmemiz arasında tercih yapmak nafiledir. Çünkü hayaller çoğunlukla kazanır.

Tercihten sonra ilk dönüşüm yaşanır ve hayal daha ilk adımda “hedef” durumuna geçer.
Belki de bundandır. Hayal ettiklerimize ulaşmak ve değer yitirmekten çok canımızı yakması, ulaşamamak ve yaşayamamak.
Can Yücel güzelim satırlarında der ki: “Bir hayli kırgınım. Kime olduğunu, neden olduğunu bilmeden. Belki hayata, belki kendime, belki de dilimden düşmeyen keşkelere.”
Bu kadar sert durduğuna bakmayın. Çünkü tüm bunlar yaşamın geneli kadar zor ve acı değildir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder