11 Eylül 2013 Çarşamba

Armağan


Yazar, sözcük sözcük düşüncelerini satırlara düşerken, aslında ‘sözü’ geniş zamanlara doğurur. Çünkü kendinden kaçıp kurtulan ve okuyucu ile buluşan bir sözcük, bir cümle; artık kendisinin olmaz ve yaratılmayı beklemeyi bırakır.
Yani doğar.
Belki sözcükler kendi yaşamlarını sürdürürlerken, onları söyleceklerin dillerinde ömür sürerler ama geniş zamanlara yayılırlar.
Yazmak nasıl bir boşluk örme işi ise aşk da kalpler için öyle bir faaliyet.
*
İnce ince ve ilmek ilmek dokunan bir el emeği gibi aşk, iki kalp arasında duygusal bir emekle örülen zaman aralığıdır bir bakıma.
Aşkı sözcüklere çok benzetirim.
Siz, tüm zamanların duygularını biriktirip sözcük sözcük bir cümle kurarken, aşka düşen bir kalp de bu aşkı, biriktire biriktire olgunlaştırır. Aktarmaya geldiğinde de kendi kalbindekini diğer kalbe, avucunda minik bir serçe heyecanını hissedermişçesine, nakşeder.
Nakışla ne ilgisi var demeyin sakın!
Kalbinizde yanan zaman acısıyla, yerinde durmaz bir hasretin alevi, sevdiğinizin yüzünü hayalinize nakış gibi örer! O hayali kurarken gözleriniz, ne açık ne kapalı farketmeksizin o nakışı ezberler
Çok ilgisi var, aşkın nakışla.
*
Sözcüklere benzetmiştim ya bir yandan, üzüntüm o ki, sonu da sözcüklere benzer çoğu zaman bir aşkın. Tıpkı sözcüklerin, yakışmaz ağızlarda, çirkin cümlelerde uğradığı zulüm gibi, çoğu zaman aşkınızı nakşettiğiniz kalp de, aşkınıza yakışmaz acılar yaşatır size.
Bununla yüzleştiğinizde ise o özen gösterdiğiniz aşk birden acıyla yer değiştirir.
Sakın üzülmeyin.
Yitirilen bir aşkın ardından hissedilen acı, bizleri zenginleştirir, olgunlaştırır.
O can yakıcı bir armağandır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder