10 Eylül 2013 Salı

Veda


Sözcüklerime bir hazan ikindisi dokundu…
Belki de adı bize birşeyler anlatmak istediği için böyledir. Hazan; bir mevsimden çok, bir yerden bir yere gidişin başlangıcı, hatta bir kalpten pılını pırtını toplayıp, apar topar kaçış gibi.
Yaşamın zamanlanmış kısımlarından sona en yakın olan durağı!
Zemheriye yenilmeye doğru atılan son adım!
Ayrılık fotoğraflarının arka fonu…
Sahi, hazan, bir mevsim olalı, ayrılığa motif oluyor.
Şu bizim ayrılık!!
Bastığın toprağın ayağının altında hafiflediği, yolların seni çektiği, olduğun yerde duramayışın destanı, yolculuğun kalbinde kamaşması… Gerisi, şu bizim ayrılık.
En kolayı.
Yok yok, kolaya kaçmak değil!
Ayrılana kadar yürünen yolun engebeleri yüzünden ayrılık kolay çünkü ayrılığa yürünen yol zor.
Gerisi; şu bizim ayrılık!
Yağmurun altında sırılsıklam ıslanıp, paçalarından sular akacak kadar, kalmak için herşeyi yapıp, kalmaya çalıştığının seni gitmeye zorladığı bir mevsim gibi, şu bizim ayrılık.
Ayrılık ve hazan, sanki aynı mevsim gibi…
*
Hazanda bir aşka düşersen, adını ‘veda’ koy en baştan.
Kim bilir belki de en yakışan isim bu diye; mevsime ve aşka. Nice bitimsizlik yemini ya da sonsuzluk andı şöyle dursun, olasılık tanımayan tek gerçekse ayrılık, sen hazanda bir aşkın adını veda koy. Yanılmazsın.

İkisini bir arada düşündüm de ‘ayrlık ve hazanın’, yakıştırdım birbirlerine.
Zamanı hazan sanki ayrılığın.
Ta ki bahar kandırana kadar yeniden bizi…
Kanıncaya kadar yeniden, gel sen aşkarın adını ‘veda’ koy.
Koy ki aldanacağını en başından bilesin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder