20 Eylül 2013 Cuma

Bu çağ aşkları yoruyor


Hep, hiç yazılmamışın tenhalığındadır aşk, hayal ve mutluluk. Dokunulduğunda solan çiçekler gibidirler. Öylece boynu bükülür hayallerin, yürekler dokundukça. Gönderilmeyen mektuplar gibidir oysa her biri. Yazılsa da, yazıldığı duyguda kalırlar.
Bir kalbe yangın olacağına, denizlerce su olmayı tercih ediştir bu. Aşk ve acı, hayal ve mutluluk.
Bir aşkı yazınca çoğaltan kalplerden çok, paylaşınca tüketilen kalplere sahip oluşumuz, belki de bundandır. Aşkla acı, hayal ve mutluluk aynı hikayeyi anlatan sözcükler olurlar çoğu zaman. Bir sevdanın tahtı olacağına sahipli kuytular, aynı sevdanın gömüldüğü acı oluyorlar.
Hiç tanımlanmayanın, anlatılmayanın, paylaşılmayanın, yaşanmış kabul edilmediğini düşünsekte, tanımlanınca, anlatılınca, paylaşılınca, tükendiğini izlemeye tercih edeceğimiz, aşkların yorgun çağındayız.
Şimdilerde aşklar da tüketilmek için üretilen senaryolar gibi. Oysa hepsi hayatın parçası ve gerçek. Daha acı ya tüketilişleri de gerçek.
Oysa eski zamanların derinliğinde, kalplerden, kalemlerden çıkan, zaman tanımaz, eskimek bilmez duygular, orada hala öylece bizi bekliyor.
Bir gül yaprağının suda bıraktığı halkalar gibi, usulca büyüyerek. Yok olacaklarını bilme acısına rağmen...
Cemal Süreyya’nın aşkı gibi... Var mıydı, yoksa yok muydu, bilmeden yaşanıyorken herşey...
*
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlarda gidiyorlar. Gitsinler
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı,
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun oturmuştu
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullular
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi ki sevmek
Ki karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bırakasalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir  iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatrı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder