22 Eylül 2013 Pazar

Diğer yarımız, yalnızlığımız


Arayışlarımıza isim vermek ya da felsefe yüklemek biraz da kendimizi kandırmaktır aslında. Örneğin ‘insan yarım doğar ve hayatı boyunca ruh eşini arar' derler. Ya da bir ilişkiye bu isim verilir: ‘Ruh eimi buldum’ diyerek. İlerleyişini beklemeden. Oysa bulunacak her ruh eşini zaman yıpratır farkettirmeden. Ama insan bu gerçeğe ragmen ruh eşi bulma fenomenini güçlendirir. Bu iddia daha da ilerler. Çünkü kader de sizi bu ruh eşinizi aramaya iter. O mutlaka vardır ama kimbilir belki de asla karşılaşmazsınız. Bu gibi kavramlarla arayış sürer de sürer.
*
Bir de şöyle düşünelim. Kim bilir belki de kimilerimiz için diğer yarımız, yalnızlığımızdır.
Öyle ya, aslında bize en çok benzeyen yanımızdır yalnızlığımız! Ya da bizi hiç eksiltmeyen, hep tamamlayan, kimsenin olmadığı zamanlarımızda da yanımızda olan! Hep bizi kendine saklayan! Kimseyle paylaşılamayan, ona kalınca da bizi sarıp sarmalayan…
Belki de arayışımızın boşuna olduğunu anlamamız kolaylaştırır, bu düşünce. En büyük ruh eşimizin yalnızlığımız olduğunu kabul edersek, bulduğumuz sevgiler de bize ait olurlar o zaman. Çünkü arayış içimizde bir yolculuğa dönüşür.
Rahat ilerleriz bu yolculukta. Kendimizden kendimize yolculuk. En kısa gibi görünen ama aslında en uzun olan yolculuk. Ömrümüz kadar sürüyor. Biz yaşadıkça içimizdeki bizi taşıyan yol da ilerliyor.
Yalnızlık hem yolun kendisi hem de yolculuğun kendisi oluyor. Üstelik bizim de yarımızken. Tamamlanamadığımız ama hep var olan yanımız.
Bitti mi bizi de bitiren bir yolculuk.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder