21 Ağustos 2013 Çarşamba

Münşeat mıyız, kağıt parçası mı?


Bir mağara insanı gördüm dün. İlk çağdan kalma ama hala hayatta. Hatta yeni nesiller de yetiştiriyor.
Bir mağara insanı çünkü arabadaki çocuklarının önünde -ki çocukları olmasa da aynı düşünecektim- arabasının penceresinden sokağa içtiği içeceğin teneke kutusunu fırlattı. Bu mağara adamı, içerken ağzına yüzüne dökmüş ki ardından ağzını sildiği -medeni ya- kağıtları da fırlattı.
*
Şimdi yazacaklarımı kime yazıyorum ben?!
Hakikaten böyle bir endişe ile başladım bugün yazmağa. Bir köşe yazısı okuyacak ya da bu türden herhangi bir faaliyet gerçekleştirecek bilince -taklit yapmadan, bu role bürünmeden- ulaşabilmiş kişilerin bu denli ilkel olabileceklerini zaten düşünmem. Oysa bunun gibi mağara insanlarının da açıkçası pek de okur yazar olabileceklerini düşünmem. Dolaysı ile kime yazıyorum ben?!
Kendi kendimize mi?!
*
Çevre en başında geliyor kültür hareketinin. Bu nedenle hassasiyet ve mücadele içeriyor. Bir politikası olması gerekiyor ama siyasetin parçası da olmaması gerekiyor.
Çevreyi korumaya kadar erişmiş bir kültürel içsellik, elbette ki başka bir çok olumsuz olgudan da arınmıştır. Bu nedenle çevre bilinci aslında kültürü insana enjekte eden bir olumlama faliyetidir. Çevreye dost bir kültürel karakterin hayatı zaten estetik bir münşeat gibi olur. Çevereye zarar vermeden yaşamayı doğal yaşamının parçası yapabilen bireyle, inanırım ki başka sıkıntılara neden olmayacak kadar bilinç ve sağduyuya da erişmiş olurlar.
*
Ancak gelin görün ki, az gelişmiş bireyleri de içinde barındıran bizim gibi toplumlarda çevre bilinci ancak ve ancak denetim ve yaptırımla gelişebiliyor. Çünkü yeni nesillerden umudum tam ama umut hissedemediğim kitleler de var.
Siyasi otoritenin, göz açtırmaksızın, çever korunmasına öncelik vermesi ve asla tolerans göstermemesi kaçınılmazdır. Çünkü bu mesele sadece kendi hayat süremizle sınırlı değildir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder