Karşılıksız bir sevdaya düştüğünüzü düşünelim.
Karşılıksızlığı onu yok saymaz. O aşk vardır. Ama varlığı izafidir. Size göre
vardır, karşılığı bulunmayan kalbin sahibine göre kimbilir belki de yoktur.
*
Herşey biraz da bu nedenle aslında…
Zamanda kapladığımız
alan, insanda bıraktığımız iz kadardır.
Bir gün vakti gelir, nasıl ki bir zamanı hatta mekanı
terkederiz, bir insandan da gideriz.
Çünkü zavallı neslimiz ölüme, zamana olduğu kadar
yenilgendir.
Mesele yaşamak ya da yaşamış olmaktan, var olduğumuzu
kanıtlamaya dönüşür apansız.
Var mıydık, yoksa hiç
mi var olmadık?
Hayatımızdan bir gideni düşünelim, bir kaybımızı ve onunla
zamanlarımızı, unutulmaz anlarımızı. İnanın araya zaman girdikçe, var mıydı yok
muydu belli bile olmamaya başlar hafızamızda. Giderek azalır.
Üstelik gün gelir bizim gidişimizle de aramızdaki herşey,
hiç olmamış gibi zamanın boşluğunda kala kalır.
Bu nedenledir hayata başladığımız anda kulağımıza fısıldanan
her masalın “bir varmış, bir okmuş” diye
başlaması belkide.
Bir vardık, bir yok olacağız, er ya da geç.
Gün günden öte bu yokoluşun, bu hiçliğin derin ve
anlaşılmaz; ‘olmayan mekanı’na doğru ilerlemekteyiz.
Zamanın, sabrı kendisinin öğütlemesine rağmen, buna bir tek
kendisinin uymadığı bir hayat yaşarken, elbette hiçliğe yolculuğumuz da bir
çelişki olamaz.
Sadece bunu anlamaya ayırsak tüm zamanlarımızı, ömürlerimiz
yetmez. Ama en azıdan; bireysel tarihlerimizde anlayabiliriz ki, dilediğimiz
kadar varlığın içinde ve varlık için mücadele edelim, yolculuğumuz hiçliğe doğrudur!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder