18 Ağustos 2013 Pazar

Bir varmış, bir yokmuş


Karşılıksız bir sevdaya düştüğünüzü düşünelim. Karşılıksızlığı onu yok saymaz. O aşk vardır. Ama varlığı izafidir. Size göre vardır, karşılığı bulunmayan kalbin sahibine göre kimbilir belki de yoktur.
*
Herşey biraz da bu nedenle aslında…
Zamanda kapladığımız alan, insanda bıraktığımız iz kadardır.
Bir gün vakti gelir, nasıl ki bir zamanı hatta mekanı terkederiz, bir insandan da gideriz.
Çünkü zavallı neslimiz ölüme, zamana olduğu kadar yenilgendir.
Mesele yaşamak ya da yaşamış olmaktan, var olduğumuzu kanıtlamaya dönüşür apansız.
Var mıydık, yoksa hiç mi var olmadık?
Hayatımızdan bir gideni düşünelim, bir kaybımızı ve onunla zamanlarımızı, unutulmaz anlarımızı. İnanın araya zaman girdikçe, var mıydı yok muydu belli bile olmamaya başlar hafızamızda. Giderek azalır.
Üstelik gün gelir bizim gidişimizle de aramızdaki herşey, hiç olmamış gibi zamanın boşluğunda kala kalır.
Bu nedenledir hayata başladığımız anda kulağımıza fısıldanan her masalın “bir varmış, bir okmuş” diye başlaması belkide.
Bir vardık, bir yok olacağız, er ya da geç.
Gün günden öte bu yokoluşun, bu hiçliğin derin ve anlaşılmaz; ‘olmayan mekanı’na doğru ilerlemekteyiz.
Zamanın, sabrı kendisinin öğütlemesine rağmen, buna bir tek kendisinin uymadığı bir hayat yaşarken, elbette hiçliğe yolculuğumuz da bir çelişki olamaz.
Sadece bunu anlamaya ayırsak tüm zamanlarımızı, ömürlerimiz yetmez. Ama en azıdan; bireysel tarihlerimizde anlayabiliriz ki, dilediğimiz kadar varlığın içinde ve varlık için mücadele edelim, yolculuğumuz hiçliğe doğrudur!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder