Okumayanlar ya da izlemeyenler için çok detay yazmayı düşünmüyorum. Ancak kısa bir özet geçmeden de makalenin anlamı olmaz.
İzleyen veya okuyanlar bilirler:
Sophie, Nazi kamplarından kurtulmuş ve Nathan’ın varlığı ile yaşamak için bir neden bulabilmiş bir kadındır. 1947’de geçen hikayesi, genç yazar Stingo'nun ağzından anlatılıyor. Stingo, bu ikili arasındaki inişli çıkışlı ve zorlu aşkın şahidi konumundadır. Sophie devamlı kabuslar ve huzursuzluk veren hayaller görürken, Nathan da soykırım takıntısı yüzünden şizofreniye varan şiddetli krizler ile baş etmeye çalışmaktadır. Stingo, kadının koluna damgalanmış numarayı görünce yaşadıklarını öğrenmek ister. Sophie deneyimlediklerini paylaştıkça, ilişki içindeki sorunların kaynağı da yavaş yavaş aydınlanmaya başlar.
Sophie, kampta Naziler tarafından hayatı boyunca kendisinde derin yaralar bırakacak bir karar almaya zorlanmıştır. İkinci Dünya Savaşı'nı Yahudi kampları ve bir annenin çaresizliği üzerinden anlatan Sophie'nin Seçimi, savaş sonrası oluşan ruhsal etkilere de ışık tutan bir yapıt.
*
İzlemediyseniz izlemenizi, okumadıysanız okumanızı öneririm. Gerçek kabul edebileceğimiz bir çok dünya acısının sadece birini anlatıyor bu hikaye.
Oysa gerçeği dünya dolusu yaşanmış. Ülkemizde de üstelik.
*
Hayat insanın önünde bir yol gibi durur. Onun üzerinden hep bir yerlere ilerleriz. Bana böyle gelse de; bilge kişiler derler ki: O yol değil, yolculuktur yaşamak.
Ben o bilgelerden değilim.
Ancak okudukça, öğrendikçe, yaşadıkça anlıyorum ki, ister yol olsun ister yolculuk, hayatın dümeni aklımızla kalbimiz arasındadır.
Her ikisini ritimli kullanırsak o dümen bizi güzelliklerden geçirir ya da aksini yaparsak tersini yaşarız.
Ve benden bir ilave daha...
Bazen dümen sizde değil gibi hissedersiniz. Yanılmayın! O zaman da yol ya da en azından yolculuk sizindir.
Makalenin sesli versiyonuna http://snd.sc/11AWdNE adresinden ulaşabilirsiniz
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder