22 Temmuz 2013 Pazartesi

Ayrılanlara

Şimdi başka bir zamandayız. Kitapların asla bitirilemediği, hikayelerin bir yazar olmadan biz yaşadıkça kendiliğinden de yazılabildiği; ayrılığın hemen sonrası bir acının ortasında, takvim yapraklarının, yüz yıllık ağaç kökleri gibi, biriktirildikçe derinleştiği bir zamandayız.
Çünkü ayrıldık, ayrıyız.
Ayrıldık ya, zemherinin bıçak yarası gibi, ruhumuzu çizdiği rüzgarlar pençesindeyiz.
Hiç birbirimiz için yokken, ikiyi bir yapan kalplerimizin herşeyi güzele dönüştürdüğü çağlardan, aşkın tüm zamanlarından akıp geldik, zamanı aşan acılara.
Şimdi bir matematik denklemde, yan yana ya da alt alta toplasalar ikimizi, iki ayrı birden oluşan ikiyiz.
Ayrıldık ya, dost şefkatlerinde, ‘bu da geçer, neler geçmedi ki’ tesellilerindeyiz. ‘Allah’tan yolun başında oldu, yoksa daha sonra çok üzülürdün’ hafifletmelerindeyiz.
Oysa her ikimiz de adres tutmaz mekanlarda, kendi sevdamızdan sürgündeyiz.
Baş yaslatan omuzlardan nafile yakarışlarla, uzun ve kalabalık sohbetlerden ruhen firari, sonra bu sevda, daha da geçen zamana yenilirken, kendi aşkımızın düş imgesi gibiyiz.
Artık ikimiz de, hayal miyiz gerçek miyiz nereden bileceğiz?!
*
Kısacık bir aşk çağında; nasıl bilecektik ki, kendi hayatımızın yazıldığı bir kitap sayfasında, kendi sevdamızı kuruttuğumuzu, kayıp bir mektuptan kalan, sorusu sorulmamış bir yanıt olduğumuzu.  

Makalenin sesli versiyonuna https://soundcloud.com/ferhat-atik adresinden ulaşabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder