22 Temmuz 2013 Pazartesi

Karahindiba

O kadar yalnızdım ki…
Derin kuyular gibi ucu bucağı bilinmeyen bir yalnızlıktı.
Korktular benden.
Bedenimden gözyaşı damlattılar. Tutup koynuma ihanet koydular. Hayallerimi bugüne tutsak, yarına hasret bıraktılar.
Acımdan, aydınlık yanını düşündüm herşeyin. Bunu da anlamadılar.
Derken, yüzün geldi aklıma, sen bilmeden.
Yüzün, her zaman ki gibiydi. Sıradan.
Yani umut dolu ve gülümseyen. Pırıl pırıl bir çocuk gülüşü gibi.
Gözlerimin önündeki hayalin Karahindiba çiçeği gibi zor tutunuyordu dalına.
Ha uçtu ha uçacak. Nereye konacağını bilemeden sanki bir yolculuğa çıkacak!
Nereden başlayacağı bilinmeyen bir diyara ulaşma gayreti gibi…
* *
Bu büyük yalnızlığımın tam ortasında, sığındığım yurdumdun, bir bakıma; tüm kıyıları Akdeniz’e uzanan.
Denizleri çırılçıplak ve riyasız, dağları görkemli ve mağrur.
Zaman geçti sonra…
Şimdi eski bir roman sayfası gibi ben ve yalnızlığım. Hayallerimin kapısına kalabalık gelmiştim oysa. Şimdi tekbaşımayım.
Oysa hoş cümleler kurulur ‘paylaşılsın’ diye yalnzılıklar. Olmaz ki!
Sökülen bir yamayı diker gibi, bir çiçeği kökünden söker gibi; yalnızlık.
Tamamlanmadan dönülemeyen bir yolculuktur.

Bu makalenin ve digger makalelerin sesli versiyonlarına https://soundcloud.com/ferhat-atik sayfasından ulaşabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder