14 Mayıs 2013 Salı

Bu çağ aşka küskün

Hep, hiç yazılmamışın derinliklerindedir aşk, hayal ve mutluluk. Yazılınca, dokunulduğunda solan çiçekler gibidirler. Gönderilmeyen mektuplar gibidir oysa her biri. Yazılsa da, yazıldığı duyguda kalırlar. Bir kalbe yangın olacağına, denizlerce su olmayı tercih ediştir bu. Aşk ve acı, hayal ve mutluluk. Bir aşkı yazınca çoğaltan kalplerden çok, paylaşınca tüketilen kalplere sahip oluşumuz bundandır. Aşkla acının, hayalle mutluluğun aynı satırca sözcük oluşlarının anlamı da budur. Sessiz kuytuluklar bir sevdanın tahtı olacağına, gömüldüğü acı oluyor. Hiç tanımlanmayanın, anlatılmayanın, paylaşılmayanın, yaşanmış kabul edilmediğini düşünsek de, tanımlanınca, anlatılınca, paylaşılınca, tükendiğini izlemeye tercih edeceğimiz, aşkların yorgun çağındayız. Oysa eski zamanlarda, kalplerden, kalemlerden çıkan, zaman tanımaz, eskimek bilmez duygular, orada hala öylece bizi bekliyor. Bir gül yaprağının suda bıraktığı halkalar gibi, usulca büyüyerek. Yok olacaklarını bilme acısına rağmen... Cemal Süreyya’nın aşkı gibi... Var mıydı, yoksa yok muydu, bilmeden yaşanıyorken her şey... * Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. Gözlerin durur mu onlarda gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı, Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun oturmuştu [...] Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu Şurada senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullular Şurada da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi ki sevmek Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti Çünkü iki kişiydik Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra Sonrası iyilik güzellik.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder