13 Şubat 2013 Çarşamba

Elma

Aksine söylenmiş ne kadar büyük cümle, ne kadar şiir mektup roman olursa olsun, sevmek basit bir iştir. Sevmeyi abartmak ise ondan daha da basittir. İnsansan seversin. Mutlaka seversin. Bir şekilde, birisini, bir şeyi, bir yeri... Ama seversin. İnsan olduğunun farkına varmaktır sevmek. Kendini ve varlığını kabul etmektir aslında. ‘Emek vermektir’ diye söylenen beylik laflara inat, basit, sade, kendince mütevazı bir eylemdir sevmek. Abartıları kaldırmayan, bir ‘sıradanın öyküsü’dür aslında. Oluruna gelirse seversin. Sonrası Allah kerim. Yaşama sevincinin hücrelerinde dolaşmasına tanıklık eder sevince. Biçim değiştirir, azalır artar ama hep insanın kalbindeki potansiyeldir sevmek. Sevmeden yaşayamaz insan. Yaşadığını sanır ama bir geri sayışın pençesinde tüketilen bir hayat gibi olur, sevmeden yaşamak. Manası olmayan! Hatta Nazım Hikmet’in satırlarındaki sorusu gibi “yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?” diye soracak kadar basit bir eylemdir. Çünkü tek başına, çünkü yalın ve basit olandır, asıl olandır, sevmektir. Kendi bedeninde yaşadığın ama muhatabın olursa da bütünleştiğin bir sürecin ta kendisidir. Karşılık görmemeyi dahi göze alarak, delicesine ama tüm kalbiyle sevmeden, bu hazzın insanı insan yapan tadını tatmadan ayrılmamalı insan, bu geçici hayattan. Hiç abartmadan, içinden geldiği gibi, kalbinde çocuk bahçeleri kurulmuşçasına cıvıl cıvıl bir duygudur sevmek, sanki hayat hep devam edecekmişçesine... Elma meselesindeki gibi. Karşılığını falan çok da beklemeden, basitliğinin gizemini, karmaşıklıklara yendirmeden... Ne mutlu kalbinde bu şekilde bu duyguyu yaşayanlara...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder