8 Eylül 2012 Cumartesi
Yüzleşme
İnsanın en büyük yüzleşmesi kendisiyledir. Ben bu satırları yazarken birden farkettim ki, benimle doğrudan alakası olmasa da, yazdıklarım nedeniyle bir yüzleşme yaşıyorum. Devam eden satırlar bu türden.
Aşağıdaki satırları hakikaten çok üzülerek YAZMIYORUM. Siz de okumuyorsunuz!
* * *
Ne yazmalı insan?
Hastahanelerde hergün polikilinik sırasında torpille sıra kartı dağıtan ve alanları mı?
Belediyelerin seçime 5 kala cayır cayır iş yapmaya başlamalarını mı?
Hep kaçanı-göçeni suçlayan bir edebiyatla, bu ülkeden göçme nedenlerini araştırmayanları mı?
Gerçek işlevleri yerine siyaset yapan sendikalar mı?
Defalarca bölünen parçalanan ve amacına hiç ulaşmamış dernekleri mi?
İnsana saçını başını yoldurtan sorumsuz memurları ya da onların onlar kadar sorumsuz müdürlerini mi?
Eline mikrofonu karşısına kamerayı alanın kendini demokrasi kılıcı sananları mı?
Adam sendeciliğin, bananeciliğin, memleketi bu noktaya getirdiğini mi?
Ülkenin her noktasından, elimizi attığımız yerden çıkan kötü kokuları mı?
CMC’yi mi? Gemilerin pisliğini, Ercan’ın sistemsizliğini mi?
Kimileri, neleri yazmaz ki insan yazacak olsa. Konu biter mi hiç? Konular bitmez, ama dilerseniz ben bunları yazmayayım. Sizler de okumayın. Nasıl olmasa bir yerlerde yazılmıştır. Daha mutlu günler için mürekkep tüketmek sanırım daha iyi olacak...
* * *
Şu yukarıda yazmadıklarım, iyi şeyler değil belki. Ama çok üzülerek yazmamın nedeni bu değil. Arşivimi tararken buldun bu yazıyı.
Acı olan ne biliyor musunuz?
Bu yazıyı tam 10 yıl önce yazmış yayımlamıştım!
Hala geçerli olması ne acı değil mi?
Bunu size sormak istiyorum en çok. Ben yazarken 10 öncemde yazdığımla yüzleştim, peki siz (hepimiz) yaşarken nelerle yüzleştiniz?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder