29 Ağustos 2012 Çarşamba
Sap ve saman
Girdap.
Bu kelimeyi öğrendiğimde henüz 13-14 yaşındaydım. O günlerde bu ismi taşıyan yabancı bir film dönemin tek kanalı TRT’de yayınlanmıştı. Bu vesile ile sormuş ve öğrenmiştim.
Nereden bilebilirdim ki yıllar sonra bu duygular saracağını içimi, Kıbrıs’ı düşündüğümde. Memleketin güzelliklerini yazmaya, yazılmamışları aramaya koyulur kalem ve mürekkep çoğu zaman. Fakat kendini alamaz varolandan, yaşanandan. Bu da öyle bir yazı.
Bir yanda kulakları ağzından uzakta, ağzının dediğini işitemeyenler, buna rağmen konuşanlar, öte yanda, ağzından çıkana kendi kulakları hayret edecek kadar inanılmaz laflar edenler.
Bir tarafımız partiler, balolar, kokteyller, öte yanımız, molotof kokteyller. Bir yüzümüz gazetelerde, boy boy resimlerde, eğlenen gülen yüzler. Diğer yüzümüz “yüzde yüzler”. Alım gücü denen zorlunluluğun, kalmamışlığı. Bu girdapta dönüp duruşlarımızın borç bakiyelerini, gelecek nesillere de ödeteceğiz gibi geliyor bana...
*
Barış.
Bu kelimeyi ise hiç bir filmden değil özlendiği yıllardan öğrendiğimi söylüyor babam. Ben yetmiş birde doğdum. Yaşamadım sayılır barışa duyulan yüz yüze özlemi. Ama “anlamak için idamı, asılmak gerekmez”.
Doğarken öğrendim ‘Barış’ı. Özleyenlerin gözünde gördüm. Acılarla dolu kalplerde hissettim. Dünya’nın ihtiyacını bende kendi ülkemde yaşadım. Tıpkı şimdi iç barışımızı özlediğim gibi. Tıpkı şimdi birlik ve beraberliğimizin engeli küskünlüğümüzü tanımlayanmadığım gibi. Tıpkı yıllarca özlenen barışı, yaşadıkça karanlık düşüncelere tutsak kalanlara üzüldüğüm gibi.
Ve tıpkı Dünya Barışına birkaç cümle lafı olan onlarca sivil toplum örgütünün, ülkenin iç barışı hakkında tek kelime etmedikleri gibi. Tıpkı dün gibi özledim bugün de ‘barış’ı
*
Girdap yazım ‘SAP’sa, Barış yazım da ‘SAMAN’dır. İşte bunları karıştırmamak lazım. Bugün ve yarın barış kavramını içeriyor yazılarım. 1 Eylül’ün inadına...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder