29 Ağustos 2012 Çarşamba

Akıntıya bir kürek

Hangi kürek akıntıya çekildikçe gördü bu yolcuğun sonunu? Hangimiz, inadına yaşamanın mutlulukla sonuçlandığına şahit olduk? Hangi sandal, yokuş üstü bir nehri ters düz etti de başardı? Bakışların anlamını yitirmesinin zamanıdır büyümek. Ne kadar tecrübeli olursak o kadar yakın oluyoruz aslında kendi kişisel tarihimizin son durağına. Bir ömür, ilerlediğimizi sandıkça, geriye sayan bir zamanın oyununa geliyoruz. En tecrübeli insan ölüme en yakın olandır. Mutluluğumuzu heba ettiğimiz yıllar, yaşlandıkça fark ettiğimiz eksik yaşanmışlıklardır. Nereye elimizi atsak, gün gelir “keşke”lerle dolar. Nereye dokunsak, içimize hep daha öncelerinin yok sayılmışlıkları çarpar. Ve yaşam tüm bu yaşanmamışlıkların pençesinde devam eder. Etmelide zaten. Belki de zaman zaman içine düştüğümüz döngülerin devamlılığının da, aşılmasının da nedeni bu -meli, -malı cümlelerin varlığındandır. Geçen geçiyor, kalan yaşamlar, görmediğimiz kendi alternatiflerini yenerek çıkıyorlar karşımıza. Ve etrafımızdakileri, tüm insanları sevdiğimiz kadar iyi olduğumuz, nefret ettiklerimiz kadar kötü olduğumuz yüzleşmesi yıllar geçerken bize seyirci, biz yılları geçerken bir gerçek oluyor. Sizce de geçen geçmişte kaldığına göre, tüm neşeler kadar mutluluklar, tüm acılar kadar kırgınlıklar da geride kaldıkça anlamlarını yitirmiyorlar mı? Akıntıya çekilen kürekler ne kadar başardı yolculuğu tamamlamayı??? “Hani nerede şimdi, çocuk adımlarla dolaştığımız sokaklar? Tanıdık yüzlerde duraksadığımız selamlar, sohbetler. Sanki tüm zamanlarına yenildik kalp atışlarımızın. Yüzümüzü sürdüğümüz rüzgar, içimizi aydınlatan güneş, biz çocukken yaşlı olanlar, hani şimdi nerdeler? Bu satırlarla başlar özlemek. Bu satırlar sarar bugünü. Ve bu satırlarda öğrenmeli, anlamalı, algılamalı insan küskünlüğün ve kırgınlığın, yaşamdan daha geçici olması gerekliliğini. Ya üzerine basmadan geçmişte yürüdüğümüz anılar? Hepsi şimdi neredeler? Bir sokak arasında, yan yana dizdiğimiz pirililer ve yütülmenin hüznü, omuz omuza gezilen, evden küçük çaplı uzaklıklarda gezmeler... Bebeklerle oynamanın verdiği büyüklük duygusu... Hepsi şimdi nerdeler? En çok zaman kazanmış kendi yarışını. Öyle bir yarış ki, her yaş için erken ve biz doğduğumuz yüz yıla adam akıllı veda etmişken...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder