27 Ağustos 2012 Pazartesi

Dost kalalım

Bir yaşamı anlatan hikayelerde, kaç sevgiden döndük kimbilir bir dost kazanmak uğruna. Bir aşka ramak kala, kaç göz, severek baktığı gözlere değmeden kaçırdı bakışlarını? Ve kaçı sevgiyi dostluğa çevirdi? Bu sorular, kolaya kaçmadan anlatmaktır başımıza gelenleri. Bir e-mail aldım. “Aşk mı? Dostluk mu?” diye soran. Yazanın yaşının henüz 16-18 kuşağı olduğunu anladığım. Evet, 16-18 yaş aralığı. Yani, dünyanın en güzel ve en anlayamadan tükettiği ve şu satırları yazarken dahi birilerinin pervasızca ve anlamını, kıymetini bilmeden tükettiği en güzel yaş aralığı. E-mailde “Ben de seni seviyorum ama dost olarak. Dost kalalım” teması işlenmiş kabaca. Hani o reddedmenin ya da reddedilmenin, o dönemlerde en kibar söylem şekli e-mailin içeriğini oluşturuyordu. E-mailini yayınlamamı değil yorumlamamı isteyen bu genç kardeşime ve bu vesile ile benzer yaş aralığına, bu tür bir karmaşaya sahip yüreklere bir kaç satır yazmayı tercih ettim ben de yorum yerine... Aklıma yıllar öncesi geldi. “Dokuz yaşımdayken gözümde dünyanın en güzel kızı olarak görünen ve yıllar sonra 14 yaşımdayken tekrar karşılaşmamızın ardından, ‘dost kalalım’ inceliğini gösteren bir tatlı hatıra”. O günlerde, yıllar sonra buna ‘tatlı’ diyebileceğimi hiç sanmadığım, aksine, asla unutamayacağımı sandığım kocaman dalgalara yenik düşen bir sal modundaki kalbimin çırpınışlarının verdiği acı... Yani o yaşlarda yaşanması gerekenler. “Dost kalalım” muhabbeti... O yaşların tadını yeniden yaşamak isterdim. Hem de tüm o acıları tekrar tekrar yaşamak pahasına. Kaçınızla hem fikiriz kim bilir? Satırlarda bu yaş aralığından kaçınız bugünün kıymetini anlayacak? Hadi gelin bu yazıyı, “takvime bakmaksızın, yaşadığı anın tadını almasını bilen herkese” ithaf edelim, üzüldüğünüz aşk acılarının bile değerli olduğu günler yaşadığınızı bilmeniz dileğimle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder