[Aksamış bir sistem(/sizlik), kendini yeniden üreten iç bulgulara sahipken ve bu bulguların yeniden üretilmesini sağlayan unsurlarla, yeniden üretilirken; yeniden üretimin bizzat kendisini oluşturan unsurların o sistemin aksamalarını gidermesini beklemek, ne derece rasyonel bir bekleyiştir?]
Soru budur!
Klasik gündelikçi köşelerden (cümle kuruculardan) farklı olarak -ve bu göndermeyi anlamalarını umut ederek- (hatta bu vurguyu anlaşılmama endişesine düştüğüm hissime rağmen yaparak) soru sorma kavramına sığınmaksızın, yanıta da yönlenme eğilimindeyim.
Sistem(/sizlik), soyut bir tema olarak -özellikle dar- konuşma seçeneklerimizin ritüelleri arasındadır. Oysa hedef alınan sistem(/sizlik) soyutluğu nedeniyle, bu şekliyle kabullenildikçe, umutsuzluğu körükleyen bir başarısızlığa götürür. Halbuki kavramın “insanla” birebir bağlantısını ortaya koymak kaçınılmazdır.
Sistem(/sizlik) kavramına bezgin eleştiriler getirmek yerine, kavramın çözünmesini sağlarsak, altından sadece “insan” çıkacaktır. Bir çok yardıma çağırdığım cümle gibi bu kez de, bu kavramı -bir makalede- tartışmak için ‘ben hariç’ -kısa- cümlesinden yardım alacağım.
‘Ben hariç’ başlığı, bireyin derin komplekslerinden (birincil anlamından -complexe- ‘karmaşa’dan bahsediyorum) ibarettir. Ancak bu kadar basit anlaşılmaz. Birey tüm olup bitenler karşısında ‘kendisini’ dışarıda bırakan bir eleştirel dil geliştirir. Hedefleri, temsil ettiği siyasi görüşün, demografinin, kendine özel deneyimlerin (adaletsizlik, gelecek kaygısı, ötekileştirilmiş olma ve benzeri deneymler) merkezinde eleştirir. Her bireyin bunu yapması, zaten kendiliğinden sistemi sistemsizlik haline sokar. Beklentilerin yüksek olmadığı zamanlarda dahi, hedefler uzaktır. Çünkü kişisel iyileştirme katkısı bireyden sisteme doğru çalışmaz. Bu katkı beklentidir ve sistemden bireye doğru şekillenir.
Semptom budur!
Çözüm aslında birey bazında kolay olsa da dönüşüm zordur. Öncelikle bireyini zihnini bağlayan mevcut bağlantı köklerinden kopması ve sistem(/sizlik) kavramının doğrudan parçası olduğunun ayırdına varması gerekir. Bir yaşam tarzı olan, ideolojik bağımlılık ve kimliksiz aidiyet kompleksleri, ‘ben hariç’ kompleksinin ana toplardamarıdır.
Aklı bağlayan unsurların ortadan kalkması/kaldırılması zordur ve bu nedenle sistem(/sizlik)’in yeniden üreticilerince başarılamaz. Bu unsurların körleşmesi (keskinliği yitirmek anlamında kullanılmıştır) çözüm değil, sadece çözümün başlama vuruşudur.
Yanıt da budur!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder