Ferhat ATİK
ferhat@cypruscenter.com
Doğa insana, kendi renkleri ile anlatıyor yaşamını.
Pencereden dışarıya bakmak yeter zamanı anlamaya. Takvime bakmaya değmez. Doğa kendi dili ile anlatır mevsimleri, ayları, günleri.
Şimdi yine bir kış beklentisi içimizde. Gözümüze sonbaharın sarısı yüklendikçe, dört mevsimlik bir hayat sezonun daha sonuna geldiğimizi anlıyoruz. Bir dörtlük seri daha geride kalıyor kış girereken. Kış, bir coğrafyaya değil sadece, kazandırdığı ya da kaybettirdiği duygularımıza da giriyor, pervasızca. Hiç sormadan, danışmadan. Kış geliyor ve bizler onun duygularına soyunuyoruz, yeni bir baharın sıcaklığıyla giyininceye kadar.
Baharın ve yazın getirisi yeşil, bakımsız bahçelerce sarıya, yeşerme, kuruyuça esir bir zamana giriyoruz apansız. Duvar dibinde gördüğümüz hiç sararmayan yeşillikler ise kendi kavgalarını veriyorlar kış boyunca, mevsim dönüyor. Onları yaratan doğa, kendilerinden geri alıyor.
Soğukla da olsa bu yine bir kucaklama oysa, eve dönme hissi var, bahara dönme, yaza kavuşma.
Hani, hangi yaşta olduğunuzu hissetmek önemli ya, hangi mevsimde olduğunuzu hissetmek de o denli önemli oluyor mevsimleri yaşama yansıttıkça.
*
Zamanın kendi kendine kurguladığı renksel hayatı en iyi anlatabilenlerden, çünkü en iyi anlayanlardan biriydi Ulus Baker. Belkide bir çoğunuz ilk kez bu satırlarda duydunuz adını. Oysa kendi çevresine sorsanız, sıradışı felsefi,k hayatı tam da mevsimlerin tüm tadını her sabah yeniden yaşamaya başlar gibi olduğunu öğreniriz. “Şu an” diye birşeyin olmadığının, her anın, daha yaşanmaya başladığı anda geride kaldığını sadece yazan değil, düşünen ve yaşayan biriydi. Peki kimdi?
Ulus Baker, 14 Temmuz 1960’da, Leningrad’da (SSCB) doğdu ve 12 Temmuz 2007, İstanbul’da öldü. Lefkoşa’da doğduğunu da yazan kaynaklar bulunuyor. Kısacık bir hayat yaşadı. Uzun uzun anlamlar ve öğretiler bıraktı. Ben onu kitabından tanıdım. Tanışmak kısmet olmadı. Sosyolog, yazar, çevirmen, öğretim üyesi olarak çıktı karşımıza. Kıbrıs Türkü bir ailenin çocuğuydu. Babası Sedat Paker bir psikaytr, annesi Pembe (Yusuf) Marmara ise bir şairdi. Özellikle annesini hoş şiirlerinden tanıyanlaınız vardeır elbet. ODTÜ Sosyoloji Bölümü'nü bitirdikten sonra, Gilles Deleuze ve Baruch Spinoza çevirileri yaptı, makaleler yazdı. ODTÜ, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Özgür Üniversite'de Sinema tarihi, Sosyoloji dersleri verdi. Politik teori, medya, sinema teorisi konularında çalıştı. Dziga Vertov üzerine sinema eleştirileri yaptı. What Is Opinion (2001) adlı bir kısa filmin yönetmenliği ile yönetmen sıfatını da alacak kadar başarılı oldu. Birikim, Toplum ve Bilim, Virgül, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi'nde yazılar yazdı.
Sovyetler Birliği'nde aldığı müzik eğitiminden dolayı müziğin her türünün bütün teknik bilgisine, yetkin kavrayışından ötürü de dünya müziğinin bütün arka planına, sosyolojik oluşumuna, felsefesine ilişkin olağanüstü bir birikime ve anlatım gücüne sahip bir yazım adamı. Özellikle de Çingene Müziği konusunda yetkin. O, klasik müzik ve bütün dönemlerin müziğiyle Roman müziği arasındaki bağı, Türkiye'de en iyi kuran değil, tınıları, sözleri ve bütün kanıtlarıyla kuran kişi olma özelliğini taşıyor. Bir Kıbrıslı. Dünyanın bir yerlerinde belkide tanımadığımız, ulaşamadığımız, bilmediğimiz, geri döndüremediğimiz nice Kıbrıslıdan sadece birisi.
*
Zamanı incelerken etkilendiği Gilles Deleuze’ü okuyanlar bilirler. Deleuze zamanla dalga geçer felsefelerinde. O kadar ki, buna kendinin inanması yanında, inandırır da okuyucuyu. Hangi mevsin, neyin başı ya da sonu bilmediğimiz bir gezegende, her zamanı kendi kendimize kodlarla anlamlandırırken, kendimizi mahkum da ediyoruz aynı zamanlara. Ve bittiğine inanıp biz de bitiyoruz. En azından içinda bulunduğumuz zamanları bitmeyecekmişçesine doyarak yaşayabilmemizi dilerim. Mutlu Cumartesiler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder