Ferhat ATİK
ferhat@cypruscenter.com
İnsanı yaşayan diğer canlılardan ayıran önemli özelliklerinden biridir konuşması.
Bir dilin konuşma dili ve yazı dili olmak üzere iki yönü vardır. Özel bir çalışmayla günlük dile ait konuşma metinleri tespit edilmediği sürece konuşma dilinin tarihi gelişimi, inceleme alanı dışında kalır. Ancak günümüzün teknik imkanlarıyla video kasetlerine, ses bantlarına, CD, VCD ve DVD’lere kaydedilen konuşmalar, ileri bir tarihte konuşma diliyle ilgili çalışmalara malzeme oluşturabilir. Yazı dilinin tarihi gelişimi ise, ancak o dile ait yazılı metinlerle takip edilebilir. Metinlerle takip edilemeyen dönemden öncesi için bir takım tahminlerde bulunmak mümkün olmakla birlikte kesin bilgi vermek zordur.
Konuşma dili, günlük hayatta diğer insanlarla iletişim kurmak için konuşurken kullandığımız dildir. Bu dil, doğal olduğu için konuşurken cümlemizin kurallı olup olmadığına, kelimelerin doğru sıralanıp sıralanmadığına, söyleyişin doğru olup olmadığına pek dikkat etmeyiz. Bu sebeple zaman içinde, bölgeden bölgeye değişen bir takım söyleyiş farklılıkları ve kelime farklılıkları ortaya çıkar. Bu farklılıkların tarihi süreç içinde, bölgelere göre geçirdiği maceradan o dilin lehçeleri ortaya çıkar.
Yazı dili ise, adından anlaşılacağı üzere yazıda kullanılan dildir. Dilde birliği, anlaşma kolaylığını sağlamak için kullanılan kitap dilidir, kültür dilidir, edebi dildir. Konuşma dilinin her bölgenin doğal, günlük dili olmasına karşılık yazı dili, okuma yazmada kullanılan ortak dildir.
*
Tehlikedeki Diller için Yaşayan Lisanlar Enstitüsü ve National Geographic Society tarafından yapılan açıklamada, dünyada şu anda 7 bin civarında dilin konuşulduğu ve bunlardan birinin iki haftada bir öldüğü belirtilerek, dillerin bazı bitki ve hayvan türlerinden daha fazla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu kaydedildi.
Dillerin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu dünyadaki 5 noktayı açıklayan araştırmacılar, dillerle birlikte bilgilerin de yok olduğu uyarısında bulundular. Dilbilim uzmanları, şu an konuşulmakta olan 7 bin dilin yarısının artık yazılmadığını belirterek, lisanların, toplumların konuştukları dilin artık bir ayak bağı haline geldiğini düşünmeleriyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı uyarısında bulundu. Dünyada şu anda yaygın olarak konuşulmakta olan 83 dilin dünya nüfusunun yüzde 80’i tarafından kullanılmakta olduğunu belirten dilbilimciler, ancak 3 bin 500 küçük dilin dünya nüfusunun sadece yüzde 0,2’si tarafından konuşulmakta olduğunu kaydetti.
Uzmanların açıklamasına göre, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan diller, Kuzey Avustralya, 153 lisan, Ortagüney Amerika ile Ekvator, Kolombiya, Peru, Brezilya ve Bolivya, 113 lisan, Kuzeybatı Pasifik Platosu, Kanada’daki Britanya Kolombiyası, ABD’nin Washington ve Oregon eyaletleri, 54 lisan Doğu Sibirya, Rusya, Çin ve Japonya, 23 lisan ve Oklahoma ve New Mexico, 40 lisan.
*
Bu istatsitikler değerli. Dünya çapında yapılan araştırmaların sonucudurlar. Bu konuda kendi dilimize baktığımızda, kalıcı olmayacağı konusunda çok fazla endişe etmiyoum. Ancak mevcut dilin, daha da Türkçeleştirilmesi çabasının, bilinen zenginliği etkileyeceği görüşündeyim. Kaldı ki, gündelik hayatımızda kullandığımız konuşma Türkçemiz, hızla yozlaşırken buna en olumsuz katkıyı da medya sağlıyor. İletişim teknolojilerinin tamamında kullanılması gereken Türkçe’nin, biricik olması gerekirken, yerel ağızların abartılarak kullanılması, topluma, toplumdan da dilimizin yozlaşmasına yansımaktadır. “Sahip çıkılacak onca şey varken sıra buna mı geldi?” sorusu yerine “Bireysel sorumluluklarımızı ana dilimiz için ne denli ortaya koyuyoruz?” gibi bir soru sormamızın zamanıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder