Ferhat Atik
ferhat@cypruscenter.com
Televizyonculukta stüdyodan yapılan canlı yayınlar en ucuz yayınlardır. KKTC gibi ekonomik ölçekleri küçük ülke yayıncılığında da tercih edilen budur.
Sizlerin de çok iyi izlediği gibi, hemen her televizyon kanalımızın ağırlıklı zamanlarını canlı programlar veya bu programların tekrarları içerir.
Canlı yayın yerine üretim yapmak için mekan, senaryo, yönetmen, kameraman ve araç, zaman, montaj, bant yayın için ek stüdyo gibi daha bir çok saymadığım şeye ihtiyaç duyulur. Güzel ama masraflı, değerli ama zor. Bu nedenle daha az vasıflı olan canlı yayınlar yapmak daha kolay geliyor.
Tabi bizdeki kadar da değil. Saysak her kanalda tonla “tamamen aynı” canlı programlar var. Aynı sosyal içerikli konular, aynı tartışmalar, hatta herşey den daha sıkıcısı aynı konuklar. Sunucular farklı ama tarzlar aynı. Ne arada bant gösterimi, ne bir hareket, ne bir özgün içerik ve yöntem. Bir isim bul, kameranın karşısına geç. Listeden 3-5 konuşmacı davet et, soru sor, cevap al. Halk telefonla bağlansın sorsun cevap alınsın. Bu kadar. Sizce eksik bıraktığım birşey var mı? Bence yok.
Beş satırlık bir paragrafta tüm KKTC televizyonculuğunun canlı program yayın prototipini anlattım.
Peki halk uyuyor mu? Hayır uyumuyor. Uyumadığını da Yayın Yüksek Kurulu’nun KADEM Araştırma firmasına yaptırdığı ve “Kıbrıs Türk Halkının Radyo Dinleme ve Televizyon İzleme Alışkanlıklarının Değişimi ve Gelişimi”ni öğrenmeyi amaçlayan kamuoyu araştırmasında ortaya koyuyor.
*
Annan Planı’nın gündeme geldiği sırada, tüm televizon kanallarında bu konu odaklı yoğunlaşan “iki kamera, üç dört koltuk bir sunucu, bir kaç konuk, telefon bağlantısı, arkaya bir dekor ve tartışma” modelli programlar o günün acil bilgi talebi olan halkın ihtiyacını gidermişti. Bu programlar o günlerde başarılı misyonlar edinmişler ve ihtiyacı gidermişlerdi.
Ancak bu model televizyonlarımıza yapıştı kaldı. Her yerde o dönemden kalan programlar, konuklar. Saydım ve bazı konukların bir haftada, bir sunucudan daha çok ekranda yer aldığını gördüm. Dönem değişti, şartlar değişti, model değişmedi. Yapıştı kaldı.
En azından yeni konuklar, konulara vakıf yeni isimler konuk alırlar mı diye bakıyorum ne mümkün. Sunucuları geçtim neticede programı onlar yapıyor. Ancak konukların bazılarının ne diyeceklerini kestirmek artık çocuk işi. Yani etkileri ve anlamları kalmadı. Bunu rakamlarla da görmek mümkün.
*
Kamuoyu araştırmasına göre bazı sonuçlar “Tartışma Programı” niteliğinde olan yukarıda bahsettiğim türdeki programların halkın gözünde ne durumda olduklarını gözler önüne sergiliyor.
Kıbrıs Türk Halkı’nın yüzde 67’si, tartışma programı saatlerinde televizyon izlemenin etkili olmadığı görüşündeler. Bu yüzdelik içerisinde kadınlar çoğunlukta. Geriye kalan etliki bulan kesimde yaş ortalaması ise 55 yaş ve üzeri. Program türleri izlenme oranlarında ise, “Tartışma Programları” ancak 14. sırada. Hatta köy tanıtım programlarının ve sağlık programlarının bile gerisinde yer alıyorlar.
Radyolarda tartışma programlarının durumu daha da vahim. Orada ilk 14’e de giremiyorlar. Daha kötüsü de var. Kamuoyu araştırmasının teyit sorusu olan “Dün akşam televizyonda ne izlediniz?” sorusunun yanıtı olarak, “Tartışma Programları” sadece yüzde 1.6’da kalıyorlar.
İzleyen yüzde 1.6’yı kendi içinde incelediğimizde ise en yoğun kesim “okur yazar olmayan veya sadece ilkokul okuyanlar”. Radyolarda da durum farklı değil.
Yanlış olan şeyler var. Görmek lazım.
*
Çok rahat söyleyebiliriz ki, bu alanda halkın farkındalığı var. Bu bir “kötü yapıyorlar, yapmasınlar” eleştirisi değil. Bu bir; halkın taleplerine dikkat edilmesi gerektiği önerisi. Bu bir; “ben en iyisini bilirim, en çok ben izleniliyorum” egosundan arınma gerektiği bilgisi. Bu bir; daha içerikli, daha farklı, birbirlerinden daha ayırt edilebilen programlar yapılması arzusu. Bu bir; seçilen konukların artık değişmesi gerektiğinin altının çizilmesi. Bir yenilik çağrısı.
* Araştırma detayları www.kktcyyk.org adresinde mevcut. Bilgiler oradan alıntıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder