Ferhat Atik
ferhat@cypruscenter.com
Feminizmin en azından bir sonucu olan “kadın hakları savunuculuğu” başlığı altında bilmeyenimiz yoktur.
Kadının haklarını savunma yolunda ün yapmış feministler yüksek oranda bir çalışma performansı ile çalışmalarını yüzyılımızda da sürdürürlerken, başarılarını yadsıyamayız.
Kadın haklarını ön plana çıkarma konusunda feminizm yanlılarının çalışmalarındaki başarıyı kanıtlayan ve hatta aşırılığını ortaya koyan bir önemli sonucu paylaşalım. Öylesine ileri gidilmiş ve saptırılmış bir teori ki, yaşamın doğasında olan eşitliği en modern toplumlarda bile bozacak kadar ileri gidilmiş olunmasına bir örnek: Maskülizm.
Şu anda bir kadın ya da bir erkek olarak maskülizmin ne olduğu hakkında bir fikriniz yoksa, Feminzmin aşırılığı ile karşı karşıyayız demektir.
*
Maskülizm esas olarak erkeklerin deneyimleri üzerine bina edilmiş toplumsal teori ve politik bir hareket tarzıdır. Maskülizmin çoğu sözcüsü bir yandan toplumsal ilişkilerin eleştirisini yaparken bir yandan da toplumsal cinsiyet eşitsizliği, erkeklerin hakları ve sorunları gibi konular üzerine yoğunlaşmaktadırlar.
Maskülizmi savunan kişiye “maskülist” deniyor. Tarihte bu adlandırmaya uygun görüşleri ilk kez ortaya koyan kişi sosyalist bir teorisyen olan Ernest Belfort Bax’tı. Bununla birlikte zaman içinde maskülist çevrelere muhafazakar kesimler de dahil oldular.
Feminizme karşı ilk seküler yanıt, sosyalizmin zirvede olduğu 20.yüzyılın başlarında Karl Marx ile yakınlığı olan sosyalist bir teorisyen Ernest Belfort Bax’tan geldi. Bax, 1913 yılında ilk maskülist metin olan “The Fraud of Feminism”i kaleme aldı. Bu kadar geçmişi olmasına rağmen maskülizm terimi 20.yüzyılın sonuna kadar kullanım kazanmadı ve bugün hala “masculinism” şeklinde hatalı yazılmakta hatta misogyny (kadın düşmanlığı) ile karıştırılmaktadır.
*
Burası oldukça önemli bir teori kesiti: Maskülistlere göre feministler, cinsiyetleri hemen hemen her alanda aynı kapasiteye sahip görmekte ve farklılaştırılmış cinsiyet rollerini baskıcı suni bir inşa olarak kınamaktadırlar. Feministlerin bu tip görüşlerinin aksine derin cinsiyet farklılıklarının insan doğasında mevcut olduğuna inanmakta ve feministlerin bu farklılıkları kanunlar yoluyla yok etmeye teşebbüs ettiklerini ve diğer yollara başvuran insanları aldatıcı bir deneyimin içinde kabul ettiklerini savunmaktadırlar.
Yine de bu görüş aynı zamanda maskülist olmayan pek çok kişi ve sosyolog tarafından kabul görmektedir.
Detaylıca baktığımızda ve yukarıdaki cümleyi tekrar tekrar okuduğumuzda, bu savunmanın altında erkek merkezli ve cevaplama dürtüsü içerisinde olan bir aşırılık olduğunu görürüz.
Oysa bunu tersine daha ılımlı olarak sav şleri süren ve toplumsal cinsiyetten arınmış bir toplum fikrini öne çıkaran Warren Farrel gibi maskülistler de vardır.
Çoğu maskülist, aşırı feminizmin kaynağını yüksek boşanma oranları, cinsiyetlerin yabancılaşması, dişi şovenizmi, aşk utangaçlığı, çözülen topluluklar, babasız çocuklar, lise terk, uyuşturucu müptelalığı, tüketimcilik, ergen hamileliği, erkek intiharı, şiddet suçu ve öfke eğilimi ile sonuçlandırırlar.
Maskülistler, tek taraflı mevzuata, kanunların erkekler aleyhine icra edilmesine ve erkeklere (ve erkek çocuklara) yönelik ayrımcılığa karşı çıkmaktadırlar. Bunun gibi karşı çıkılan bazı kavramları ise şöyle sıralamak mümkün: Erkek karşıtı ayrımcılığın makul olduğuna inanan ve bunu öğreten devlet yönetimi ve feminist gruplar, erkeklere erkek olduklarından ötürü kendilerini kötü hissettiren kültür, çocukların vesayetini annelerin çocuğa babalardan daha iyi bakacakları yönündeki inanç sebebiyle anneye verilmeye teşvik edilmesi, kamu hayatında erkeklere kadınlardan daha az saygı gösterilmesi, erkek haklarının savunulmasında zafiyet, erkeklerden çok kadınlara yönelik sosyal programların uygulanması, adalet sisteminde erkeklere yönelik önyargı. [Yazının devamı yarın.]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder