Ferhat ATİK
ferhat@cypruscenter.com
Medya ve küreselleşmeyi yazmak bir köşe yazısının işi değil. Bu konuda kısa bir köşe yazısında, ancak bazı temel vurguları paylaşabiliriz.
“Medyayı neden izleriz?” sorusunun yöneltildiği en üst düzey eğitim almış kişilerden alınan birkaç ana kavram bizlere medyanın hem öneminin hem de tehlikesinin ipuçlarını verdi: 1.Medya, yakın ve uzak çevrede neler olduğunu öğrenmek için, 2.Siyasi, ekonomik ve sosyal gelişmelerin neler olduğu öğrenmek için, 3.Ben kimim? Biz kimiz? sorularının yanıtlarını öğrenmek için, 4.Dünyadaki yerimiz hakkında bilgi edinmek için, 5.Eğlenceli vakit geçirmek için, 6.Nerede nasıl davranılır öğrenmek için, 7.Toplumun geneli ne düşünüyor bilmek için, bizi ilgilendiren olaylar karşısında kamunun genel yaklaşımı nedir bilmek için;
şeklindeki cevaplar, toplumu yönetme kapasitesindeki en üst düzey eğitim almış kitlenin verdiği cevaplardır. Buradan rahatlıkla bir sonuca varılabilir.
*
Dünyada küreselleşme ve bunun KKTC’ye yansıması, var olan değerleri değiştirip dönüştürmektedir. Tanınmamış olmamız, ambargoların getirdiği kapalı toplum konumumuz bu iletişim çağında, bir toplumu küreselleşmenin dışında bırakamıyor. Kaldı ki medyamız tüm ambargolara rağmen giderek dünyadaki yerini alıyor.
Bu değişim ve dönüşüm medya aracılığı ile gerçekleşirken hiçbir zaman ülkelerin kendi istekleri doğrultusunda yaşanmamaktadır. Özellikle ABD gibi medya silahını önceden keşfetmiş ileri ülkelerin istek ve çıkarları doğrultusunda olmaktadır.
Bir izler/dinler ya da okur kitle olarak, bildiğimizi sandığımız medya ve özellikle televizyon, her durum ve olguyu yeniden üreten, yeniden şekillendiren, tamamen yöneten, kontrol eden, yargılayan, infaz eden bir araca dönüşmüştür. Bu sürecin ortasında kalan bireyler olarak bizler, küçük satır aralarını yakalayabildiğimiz medyayı tanıdığımızı sanırken aslında, medyanın yarattığı değişim ve dönüşümlerin, aile yapımıza, aile çocuk ilişkisine ve hatta ikili ilişkilerimize de yansıdığının aymazlığındayız. Değişen aile yapısı, çocuğun medya üzerinden eğitilmesine, dolayısı ile toplumsallaşma sürecinin de medya üzerinden olmasına neden olmaktadır.
Bu noktada elimizdeki tek savunma materyalimiz “medya okuryazarlığı” uygulaması karşımıza çıkar. Bu çalışma çocukları ve gençleri medyanın olumsuz etkilerinden korumak amacıyla, medyaya eleştirel gözle bakmasını ve akılcı değerlendirme yapmasını sağlamaya yönelik bir eğitimdir.
Bırakın çocuk yaşlardaki bireyleri, ülkemizdeki üniversitelerde bile bu çalışma yok. Ülkenin yönetimine ve çalışma alanına dirsek temasında bulunan bireyler olan üniversite öğrencilerine yönelik dahi bu yönde bir eğitim yok.
*
Bir ülkede her görüşe rağmen birarada yaşama bilincinin gelişmesi, geleceğine sahip çıkma, ancak toplumuna ve kültürüne sahip çıkma bilinçlerinin oluşması ile gerçekleşir. Bunun da başında doğru bilgilenmemiz gelir. Küreselleşme ve medyanın şirketlerin eline geçmesi ve haberin meta olarak algılanması, medyanın işlevlerinin değişmesine ve tecimsel bir hal almasına neden olmuştur. Ülkemizdeki yasallarla engellenmeye çalışılan, tek sahipli medya kavramının iptali talepleri, medya mülkiyetlerinin ileride tek elde toplanması ve tekelleşmenin yol açtığı olumsuz durum nedeniyle farklı kaynaklardan bilgi alarak sentez oluşturma olanağı da azalacaktır. Bu noktada bireysel sahipliğin, toplumsal düşünmesi esastır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder