Ferhat ATİK
ferhat@cypruscenter.com
Yaratıcı gazeteciliğin ön plana çıkarılmasına en büyük destek, yaratıcı suçlardan gelir. Ayrıca, bir olumluluktan çok olumsuzluk ifadesi olarak kullandığım, habere konu yaratıcı suçlar, içerdiği yeni ifadelerle, ne yazık ki ülkemize, yeni “değersizlikler” ve yeni “alt kültür baskısı” ile “kültür erozyonu” katar.
Gazeteci haberi yazarken, bazı karakteristik ifadeler kurar. Bunlardan bazılarını hep eleştirmişimdir. Çünkü, yaratıcı gazeteciliğin köreldiği nokta olarak görürüm. Örneğin, “merak uyandırdı”, “duyanları hayrete düşürdü”, “şok etkisi yarattı”, “dikkat çekti”, “vurguladı”, “iddia etti” ve bunlara benzer fazla adette olmasa da hatırı sayılır sayıda ifade.
Bu bir kolaya kaçma değil aslında. Acele etme, yerine daha iyilerini yaratma çabası içerisinde olmamadır bu. Ancak bazı haberlerde bu ifade tamı tamına anlatmak isteneni anlatır.
Buna en yakın örnek olarak ise starKIBIRS’ta yayımlanan bir haberi vermem mümkün.
Geçtiğimiz Cumartesi günü yayınlanan gazetemizdeki haberde de, “aşiret oldukları söylenen Türkiyeli bir ailenin mensubu olan, 12 yaşında bir kız çocuğunun, Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde bebek doğurması ‘ülkede şok etkisi yarattı.’ deniyordu.”
Haberi önceden öğrenmiştim. Ancak duyduğum anda olduğu gibi okuduğum anda da şok oldum. Bu nasıl olabilirdi?
Haberde “çocuk anne”nin ismi yazılmadı. “Çocuk anne”nin ismi K.G. olarak geçti. Bu bir muhabirin bu yaştaki çocuğu korumaya yönelik öztedbiriden başka birşey değildi.
Peki ya aynı “çocuk anne”yi bu haberdeki kadar başka kim korumuştu? Belli ki hiç kimse...
Bir çocuk, daha 11 yaşında iken hamile kalmış, 12 yaşında anne olmuştu.
Konu mahkemeye taşındı. Aileden bazı bireyler ve 25 yaşındaki “baba” tutuklandı. Avukatları “çocuk anne”nin 19 yaşında olduğunu iddia etti. Sonucu mahkeme verecek elbette.
*
Sürecin muhtemel prosedürüne bakacak olursak karşımıza karmaşık bir tablo çıkar.
Zanlıların tutukluluğu devam edecek ya da teminatla serbest kalacaklar, ardından yargı sürecine geçilecek. Dava dosyası polis tarafından tamamlanacak, soruşturma savcılığa gönderilecek. Savcılık görüş yazısı verecek. Sonra dosya yine polise gönderilecek, ardından ithamname hazırlanacak, yine savcılığa gönderilecek ve dava numarası alınacak. Daha sonra dosyada bulunan ithamname sanık konumununa geçen zanlılara tebliğ edilecek. Sonrasında ise dava görüşülmeye başlanacak. Sanıklar suçu kabul etmezlerse -ki bu kuvvetle muhtemeldir-, duruşmaya gidilecek. Teker teker sanıklar dinlenecek ve gerekçeli karara kadar süreç devam edecek. Eğer verilen karara sanıklar ya da savcılık tarafından itiraz olursa bu kez istinaf edilecek.
İstinaf dilekçesi dosyalanacak ve Yargıtay Ceza tarafından görüşülecek. Ardından karara bağlanacak. Bu süreç normal prosedürü takip ederse muhtemelen 2 yıl sürecek. Çeşitli ertelemeler olması durumunda süre daha da uzayabilecek. Yani günün birinde sonuca varılarak kamuoyu da aydınlatılacak.
Bu, hukukun prosedürü. Gecikmeleri eleştirsek de prosedür bu. Burada tüm bunlar yaşansın ya da yaşanmasın, adaletin vereceği nihai karara, geç verilse de elbette saygımız var.
Karar verilene kadar kimbilir bu konu çoktan unutulacak. Belki de unutulması da “çocuk anne” ve çocuğu tarafından en makul sonuç olacak.
Ancak unutulmayacak olan, canım ülkemde, bazı alışamadığımız ifadelerin, bir haber metninde daha karşımıza çıkması olacak.
“Aşiret”, “çocuk anne” gibi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder