“Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne, allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar, oynasınlar türküler söyleyerek yıldızların arasında, dünyayı çocuklara verelim, kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi,
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar […]”
Bu muhteşem dileğin sahibi elbette Nazım Hikmet.
Haklı değil mi?
Her ne yaparsak yapalım, kendi hırslarımız için yaptığımız sürece yanılgıdayız demektir. Atacağımız her adımda gelecek mutlu nesilleri düşünmemiz, aydın bir birey olmamızın ön şartı.
*
Kuşaklar arasında sıkça duyarız “benim zamanımda şöyleydi, benim zamanımda böyleydi, biz öyle yapardık, şöyle yapardık” sözlerini. Bu sözleri önümüze atmak ve kendi çağımızın görece değerli olduğundan kendimize de pay çıkarmak cehaletinden sıyrılıp, artık “ben kendi zamanımdan bugüne şunu bıraktım, bunu armağan ettim gelecek nesillere” diyebilecek kadar insan olmak gerekir.
Birileri kendi zamanında birşey yapmış olabilir. Ancak bugüne yansımayan mirasları bırakmadıkları için, gelen nesli değil, geçmiş nesli günahkar Kabul etmemiz sanırım çok değil!
Eski kuşakların yükünü taşıyoruz. Sorsanız hala her biri kusursuz. Sonra ardından gelen kuşaklar ve sonraki ve bir sonraki… Hepsi kendi zamanında muhteşem şeyler yaptıklarını fısıldarlar kulaklarımıza. Her dönem herkes hep iyi şeyler yaptıysa ve herkes hep doğru iş yapmaktaysa, neden şikayet edeceğimiz sıkıntılarımız var?
*
Öyle ki; yaşam bize de kalıcı değil.
Ölüm de var, biliyor muydunuz?
Saçma gelmesin bu soru size. Etrafınıza bakın. Göreceksiniz ki ölüm hiç yok gibi hırslarla yaşayanları farkedeceksiniz! Ve kendilerini kusursuz zannedenleri. Yani özetle esas hatalıları!
Makalenin sesli versiyonuna https://soundcloud.com/ferhat-atikhttps://soundcloud.com/ferhat-atik adresinden ulaşabilirsiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder