‘Beklemek’ en korkunç hallerinden biridir yaşamanın. Hiç kimse bir bekleyişi öyle sabırla inançla yaşamaz. Nasıl ki hayat ve hayal kardeştir ama üvey; farklı kökten beslenirler ve bazen aralarında seçim yapmak gerekir, ‘beklemek’ de yaşamakla kardeştir ama üvey. Üstelik aralarında ‘bazen’ değil, her zaman seçim yapmak gerekir.
Yaşamak için beklediklerimizi sıraya dizsek, yaşamak için onlara zaman yetmez. Belki de bu nedenle beklemek ve yaşamak arasında bir seçim yapmak süreğen bir durumdur.
O bilinen büyük ölçekli ‘şimdi’, bazen beklemenin kazandığı yenilgilere uğrar. Ertelenir. Biz sanırız ki kocaman bir ‘sonra’ vardır. Oysa bunu hiç kimse bilmez, bilemez.
Yanılgı da burda başlar tam olarak. Yaşamadan beklemeye aldığımız herşey, ‘sonra’ yaşanabilse bile, ilk yaşanacak zamanki gibi olmaz.
Bir aşkın ilk akrep ve yelkovan çırpınışlarını anımsayalım. O an, her ana bedel bir heyecandır. O anı yaşamak, ertelenir ve beklemeye alınırsa, ne kadar sonra olursa olsun ilk günkü gibi kalmaz tadı.
Bunlar beklemenin gündelik halleri. Bir de ender olanları vardır.
Öyle bekleriz ki bir şeyi, zaman hiç gelir. Saniyeler kalbimizin atışları ile belirlenir. Her geçen an nazlı bir oyayı dokur gibi kaderimize işlenir.
Beklemek yine bir serüveninde bu kez bize kendisini amaç kılar.
*
Dedim ya ‘beklemek’ en korkunç hallerinden biridir yaşamanın.
Bizi kendine dönüştürür. An olur, yaşamımız beklemenin ta kendisi olur.
Üstelik daha biz hiç anlamadan.
Makalenin sesli versiyonuna http://snd.sc/10UJRxf adresinden ulaşabilirsiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder