2 Haziran 2013 Pazar
Ustaya saygı
“Şiir yazmak benim için her geçen gün zorlaşıyor” diyordu Nâzım Hikmet 1956 yılı başlarken. “Moskovalı Dostlara” başlıklı bir makalesinde böyle yazmıştı ve aşağıdaki gibi devam ediyordu:
“İlham mı gelmiyor yoksa yaşlılık belirtisi mi? Kim bilir belki de söyleyecek şeyim kalmadı. Halkımla bağımı yitirmiş olmamdan kaynaklanabilir mi? Bence neden bu değil. Peki öyleyse?”
Bu tedirginliğini yine kendi kelimeleri ile “ifade arayışı” şeklinde tanımlamıştı aynı makalede.
Oysa beklenen ilham çok yakında gelecek ve yine o bildiğimiz üretkenliği ile yazmaya başlayacaktı. O halde niye yazamıyordu 1956 başında?..
Cevabı kendisi de biliyordu aslında: Aşık değildi.
*
Hemen herkesin bidiği gibi, Nâzım Hikmet 55 yaşındayken, 23 yaşında bir kıza aşık olmuştu. Kendisine bakan doktorların “Buna kalbin dayanmaz. 3 yılda ölürsün” dediğini bilen Şair dostu Voznesenski’ye, beklenen farklılıkla şu soruyu yöneltmişti:
“Aşksız 10 yıl mı yaşayayım, aşkla 3 yıl mı?”
Cevabı kendisi vermişti bile. Aşkla 3 yıl yaşayacaktı.
Her anında yaşadı aşkı. Aşkla üretti, aşkla yaşadı. Dostluklarına, şiirlerine hatta reddedişlerine aldı aşkı.
İşte bu nedenle yazmak aşık olmaktır. Aşık olmak yazmaktır. Bu ilhamla kaleme aldıklarından bir şiir örneğinin sanırım tam zamanı.
İşte Nazım Hikmet’i 1956 yılı başındaki “yazamama sendromundan” çıkaran ve sizlerin belki bir şarkı olarak da iyi bildiği, yeni aşkına ilk ithaf ettiği şiir. Büyük ustaya 3 Haziran’da saygıyla...
*
“[...] Seviyorum seni,
ekmeği tuza banıp yer gibi
geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi...”
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder