30 Mayıs 2013 Perşembe

Ölümün büyük imparatorluğu!

Her anımızın olasılıkla yaşandığı bir gerçek. “Ben bu yazıyı yazabilecek miyim?”, “Gazete yayınlayabilecek mi?”, “Yarın okuyabilecek miyim?” Her anımızda, yaşayacağımız her şeyde bu ikircikli olasılık karşımızda duruyor. Yaşayabilir ya da yaşayamayız. Hep bu iki olasılık arasındayız. Bir tek gerçek hariç! Sadece ölümün tartışılmaz imparatorluğu gerçek. Tarihsiz ama kaçınılmaz. Boyun eğdiğimiz tek gerçek. Ölümün büyük imparatorluğu! Doğal yaşamın gerçek sonucu. Sevmesek de, inanmasak da, istemesek de kaçınılmaz olan tek olgu. Kaderci bir yaklaşımdan çok, aslında rasyonel düşüncenin de sonucu bu satırlar. Akıl yoluyla düşünerek varılan insan evladının (-Bu ifadeyi bir alt çizme kabul ederek kullanıyorum bir süredir. “insanoğlu” ifadesinin yıllardır ortaya koyduğu cinsiyet ayrımına karşı durmak için.-) ortak yolculuğunda varılacak son nokta. Bireysel görünümüne karşın aslında küresel bir kavram. * Haftaya sizi “ölüm” kavramı le başlatmamın bir alt metni var elbette. O da, bu büyük imparatorluğun bir tercih ya da yönlendirme olamayacağı gerçeği. Varılacak kaçınılmaz sonuçtur ama normal olanı, ne kendi tercihimizle zamanını öne almak ne de başkasının tercihi ile bunun gerçekleşmesi. Olması gereken hayatın kendi planında bu hedefe varacak kadar yaşam hakkına sahip olmak; doğduğumuz anda kazandığımız bir hak olarak. Kendi ülkelerinde ömür boyu hapis cezasından ileri ceza vermeyen (ki olması gereken de budur) ülkelerin, bir tek kararla bir ülkeye ölüm saçmalarına sessiz kalınamaz. Kalınmamalı. Bunu yapanların derdi, bir ülkedeki yaşam hakkının halka iadesi değildir. Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Mısır’da hatta suriye’de ölen milyonların yaşam hakkının verilememesi gibi! Bunlar ölümün adaletsiz ve vicdansız piyonları, bunlar kendinden olmayanın ölmeyi hak ettiğine inanan kirli düşünce sahipleri, bunlar gölgeleriyle başka gerçekleri ile başka görünen acımasızlar. Kimi çevirip sorsak, ‘son aylarda, gelecek dünyanın yeraltı kaynaklarını elinde tutan Arap ülkelerinde olup bitenlerin, özellikle hazırlatılmış uzun bir zamanın ve kurgunun sonucu olduğunu’ söyleyecektir. Buna şimdi isyan etmeli. Söz söylemeli. Seyredip geçmemeli. İdama karşı olmak için asılmak gerekmediği gibi! Bu; ‘anarşi kapitalizmi’ ya da benzeri sertleştirilmiş ifadelerden de öte bir nokta artık. Bu yaşananlar kapitalizmin terörü ve ölüm saçanlar ise teröristleridir!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder