25 Haziran 2013 Salı

“Onlar güneşe gömüldüler”

“Nereye giderseniz gidin, ülkeniz peşinizden gelir. Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar.” Afganistan’ın işgal yılları. Ruslar ve Amerikalılar, kendi emperyalist emelleri doğrultusunda ülkede işgal girişiminde bulunmaktadırlar. Sürekli kukla hükümetler gelir gider. Bombalar, ülkenin üzerine yağmur gibi yağarken, Afgan halkı yaşamak için didinip durur. Bu arada çekilen çilelerin yanında insanların dayanışmaları, buruk aşklar, idamlar, acılar bütün şiddetiyle devam etmektedir. Meryem, kendisine "harami" diye seslenildiğinde henüz beş yaşındadır. O, bir zengin adamın hizmetçisinin gayri meşru çocuğu olarak dünyaya geldiği için babasının üç karısından olan dokuz üvey kardeşi tarafından bütün meşru şeylerden men edilmiştir. Bu yüzden ona harami gözüyle bakılır, doğduğundan beri. Annesi Nana da kendisi gibi sürekli horlanır. Annesi öldüğünde Meryem on üç yaşındaydı. Bu "harami"den kurtulmak için babası Celil tarafından Kabil’de yaşayan karısı ölmüş Raşit’e zorla verilir. Zorla da olsa harami denmesinden kurtulacağını düşünür. Çünkü o diyarda harami “piç” demektir. Meryem’in, kaderine razı olmaktan başka çaresi kalmamıştır. Çocukluk anılarını içine gömerek Raşit’le Kabil’de yaşamaya başlar. Bir daha da çocuğu olamayacağı için kocası tarafından dışlanır. Bu arada Afganistan’ın çilesi bitmez. Sürekli değişen hükümetler. İnsanların üzerine atılan bombalar yağmaya devam eder. Taliban hükümeti iktidardadır. Şeriatın katı kuralları uygulanır. Bu hikaye acıların unutulamadığı yarım kalan hayatların serüveni ile sona ilerleyen, Khaled Hosseini’nin “Bin muhteşem güneş” romanının konusu. * Sevgili dostlar, değerli okurlar; her ülke kendi acıları üzerinde yükselir. İnanın bana bu böyle. Afgan halkının yaşadığı zulüm ne adar zamandır İran’da da yaşanmaktadır. En büyük örneği ise kendi topraklarının aydınlık geleceği için çalışan bir sanatçının bir yönetmenin Jafar Panahi’nin filmleri yüzünden hapishanede oluşudur. Dostum Panahi, 6 yıl hapis cezasına ve 25 yıl senaryo yazmama ve film çekmeme cezasına çarptırılmış bir yönetmen. Dünyanın bir yerinde bu yaşanırken, insan olanın üzülmemesi mümkün değil. Öyle ki mektubunda, “senaryo yazmamı, film çekmemi engelleyebilirler ama ülkemin güzel geleceğini hayal etmeme engel koyamazlar” diyordu. Kendisine bir mektup yazdım. Kabul edilmez cezayı kınayan. Her yolla göndermekteyim. Sizinle de paylaşmak istedim. FaceBook ve Blogspot adresimde bulunuyor ve link aşağıda. Okumak ve anlamak bile, Jafar Panahi’nin farına varmaktır. Nasıl ki, Yılmaz Güney, Nazım Hikmet, Deniz Gezmiş kalplerinde ülkelerinin aydınlık gelecekleri ile öldüler ve Nazım ustanın şiirindeki gibi “güneşe gömüldüler”se, Panahi’de halkının vicdanında güneş kadar aydınlık. http://ferhatatik.blogspot.com/2013/06/degerli-dost-jafar-panahi.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder