8 Haziran 2013 Cumartesi
Kendimden kaçan kelimelerim
Gözlerimle aldım kokunu. Daha ilk gördüğümde duyumsadığım portakal çiçeği kokusu buydu çünkü. Bir bilinmezlik denklemi gibi belki hayat, sevmek, yaşamak. Ama kokusu vardır bir aşkın. Alabilene!
Bazen bir insanın kalbini kırabilecek kadar çok zamanınız olur. Oysa Tahir’le Zühre’deki gibi sevmeyi denemek “karşılıksızlık imparatorluğunun” uçsuz bucaksız topraklarına hakimiyet kurmak gibidir. Böylece zaman, sizin bir başkasını ne kadar tanırsanız tanıyın, onu kıracağınız kadar çok olmaz, ama onu özleyeceğiniz kadar az olur o zaman.
*
Gözlerimle aldım kokunu. Daha ilk gördüğümde duyumsadığım portakal çiçeği kokusu buydu çünkü. Aşkın bile kavgası olduğunu anlıyorum aslında. Karmaşıklığın derinliklerine yolculuk gibi aşk. Sıradan bir güncenin ortasından aklın apansız bir çift göze park etmesi gibi.
Zaman durur kalpler ilerler.
İnsan bir aşkın yörüngesinde dönerken anlar en çok, an denen şeyin değişkenliğini. Onunlayken azgın bir nehir gibi akıp giden, yokluğunda ölü bir deniz gibi. Bu başı, belki esnası. Peki ya sonrası?
Zamanı bile içine alan bir boşluk, hep yaşanmakta olan ama hiç yaşanmamış gibi köhne bir sahile terkedilen.
*
Gözlerimle aldım kokunu. Daha ilk gördüğümde duyumsadığım portakal çiçeği kokusu buydu çünkü.
Belki de en çok portakal çiçeğini sevdiğimden. Sana bir isim takamadan yaşama bağlılık gibi alıştığımdan belki de. Hatta önce açılan çiçeğin haberi ile dönüştüğü bir meyve gibi verimli yarınların olduğundan.
Ey zaman! Sana aşkım payidar ama sen benden geçeceksin, biliyorum!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder