16 Haziran 2013 Pazar

Kaçacak yer bırakmıyorlar

Türkiye’de olup bitene elbette duyarsız kalamazdım. Ancak bunu dışında verdiğim söze az fire ile sadık kaldım. Yani apolitik olma ve iç politika konuşma yerine estetik ve sanat konuşma gayretim. Kardeşim ne zormuş bu ülkede bunu yapmak! Zorla konuşuyor ve dinletiyor insanlar kendisini size. Bu hafta daha radikal önlemler alacayım inşallah. Ancak geçtiğimi 10 günlük deneyimimde hakikaten zorlandım, yoruldum. Politika konuşmak için yaşayan insanlar tanıyormuşum meğer. Ben duyarlılığımı rafa kaldırmaksızın iç politikadan uzak kalma kararlılığımı sürdürüyorum. Ara ara fire versem de! Çünkü hayat geçiyor, her yer kirlenirken biz de ölüyoruz bir yandan. Yaşamak biten bir şey! Kaçacak, sığınacak yer bırakmıyorlar, eski saflıklarda. Günü gün eden her şey dönüp o günü berbat ediyor. Yoruluyorum dedim ya, bunalıyorum da bir yandan. Gözlerimi kapatıyorum. * Gözlerimin önüne 7. doğum günüm geliyor. O sabah uyandığımda başucumda annem ve babamın aldıkları hediye duruyordu. Küçük bir pikap (plak çalar). Heyecanımı anımsıyorum. Kutusundan onu hızla çıkarıp hızla salona babamın plâklarına koşuyorum. İlk bulduğum 45’lik plâğı alıp odama koşarak geri dönüyorum. Cızırtılar içinde plâk dönmeye başlıyor. Harika sesi ile sonradan kim olduğunu öğreneceğim Tanju Okan söylüyor… “Öyle sarhoş olsam ki, bir daha ayılmasam, her şey bir rüya olsa, unutarak uyansam.” * 35 yıl sonra... Gözlerimi açtığımda, annemin 35 yıl önce sakladığı bir beyaz sayfa buluyorum kucağımda. Annem bırakmış. Otuz yıl önce, sol elimi sayfaya koyup sağ elimle parmaklarımın şeklini çizmişim. Elime bakıyorum. Küçücük. Şimdikinin üçte biri kadar. Ama daha çok ‘temiz şey’ tutabiliyordum o küçücük ellerimle, bugüne nazaran. Ben razıydım küçücük kalmasına ellerimin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder