19 Mayıs 2013 Pazar
Acı 1 – Aşk 0
Aşkın acı ile yüzleşmesi, bir yandan ona yenilişi ve acının başat zaferidir.
Kimi filozoflar aşkın biten yanına dikkat çekerek, arzu ve şehvet duygularının zirveden aşağıya inişi olarak ifade ederler. Yani aşkı anlatırken, yaşanan ve tüketilip bitirilen bir duygu olduğunu vurgularlar. Teolojik olarak ise bilinir ki aşk Tanrısal bir öğe olarak Allah’ın verdiği ödevlerdendir. Öyle ki İslam’ın bir çok uleması da aşkı arar ve aşkı Allah’ta aradığını açıkça ifade eder. Bir diğer yandan aşkın aslında bireyin karakterine özdeş bir serüveni olabildiği, diğer bir deyişle aşkı yaşamanın kişinin habitusu ile ilintili olduğu vurgulanır. Bu durumda da aşkın kişiden kişiye farklılık gösterebildiği savunulur.
Celaleddin-i Rumi, Gazali, Wittgenstein, Spinoza, Hegel, Kafka ve daha saymakla bitmez aşkı konu alan derinlikli yazarlar, düşünce insanları, filozoflar...
Kimi kaynaklarda, insan bir sosyal varlık olarak incelendiğinde ise karşımızda aşkın bir duygu olmadığı savunulur. Onun teste tutuluyor olması onun duygu olmadığının bir göstergesi olduğu vurgulanır, iddia edilir.
Aslına bakarsanız, aşkın bitip tükenmesinin üzerinden geçen zamanla yaptığımız sorgulamamızda, kimi zaman eskiden yaşadığımız bu duygunun aşk olmadığı kanaatine varmamızı da kapsayan testlerden geçtiğini görmekteyiz.
Oysa aynı yapıyı düşündüğümüzde acı, hiç bir teste konulmaz ve aksine kişisel tarihimizin hangi evresinde ve hangi nedenle olursa olsun, yaşamış olduğumuz her acı, yeniden hatırlandığında, yine bir acı olarak karşımıza çıkar ve asla teste tabi tutulmaz.
Yaşarken ne büyük sanılan aşkın, aslında acı ile yarışamayacak durumda olduğuna bu düşünce ile vurgu yapmak gerekir.
Anlayabiliriz ki; aşk kavramı ile ilgili düşünce, karmaşıktır!
Ama ne bunu yaşamamıza, ne de anlamaya çalışmamıza engel değildir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder