28 Şubat 2013 Perşembe

Tamamlanamama

Hiçbir şeyin raslantı olamayacağı kadar karmaşık bir evrende yaşadığımızı vurgular bilim insanları. Evrenin kendi planlaması ve hayatı olduğu kanaatindeler. Biz, ne kadar kaderci olursak olalım, ne kadar kendi planlarımızı yaptığımızı düşünürsek düşünelim, bizim dışımızda, büyük bir plan, dev bir organizasyon var! Bilim insanı Paul Davies’in bilinç ile madde arasındaki etkileşimle ilgili görüşlerinin temelinde bir “antropi ilkesi” yatar. Antropi ilkesine göre, fizik yasaları kendini düzenleyebilen karmaşık yapıların (örneğin, insan bilincinin) gelişimi açısından gerekli koşulları hazırlarlar. Davies’in görüşlerini paylaşan bilim insanları, bu ilkenin işleyişinde, karmaşık yapıların belirli bir gelişim aşamasından sonra ortaya çıkmasının neredeyse fiilen teşvik edildiği bir tür kadercilik görürler. Yine de Davies, bu yapıların fiili biçimlerinin hiçbir şekilde önceden belirlenmediği vurgulanmaktadır. Daha doğrusu, uygun koşullar sağlanırsa kendini düzenleyebilen karmaşık yapılar ortaya çıkacaktır. “Güçlü antropi ilkesi” ise, evrenin kendini bir öz-farkındalık aşamasına ulaşacak şekilde düzenlendiğini öngörür. Bazı bilim insanlarına göre bizler, daha da karmaşık kendini düzenleme düzeylerine erişme potansiyelinin bulunduğu ve evrenin sonuna dair endişelerimizin bir noktada temelsiz kaldığının görülebileceği “tamamlanmamış” bir evrende yaşıyoruz. Aslında inanan insan için bunun temeli tartışmasızdır. Tamamlanma ihtiyacı da yoktur. Çünkü ebedi ve ezeli olan Allah, tüm bu sorguların yanıtıdır. Tamamlanamama meselesine gelince... Tam da yaşam gibi aslında. Hayat hep tamamlamaya çalışmakla geçiyor. Ardınıza baktığınızda da neredeyse her şey yarım. Hatta ‘tamamladım’ diye düşündüğümüz bir çok konu da tamamlanmış değil. Çünkü “tamamlama”nın kendisi yeterince üstü örtülü bir görece. Görece tamalama, sadece bize göre şekilleniyor. Oysa yaşamın kendi algoritması içinde birey planlı ve hedefli yaşadığını düşünse de, temelde hiç bir gerçek plan olmadığını yaşamın kendisi bize kanıtlıyor. İnsanlar doğuyor, yaşıyor ve ölüyor. Bunların hiçbirinde de gerçek tarihler bilinmiyor. Doğumunuzun tarihi döllenen yumurta anından itibaren biliniyor ve doğumunuzun tarihi be nedenle biliniyor diye düşünebilirsiniz. Oysa döllenmenin tam zamanının bilemezsiniz. Bunun ne zaman olacağını bilemezsiniz. Hatta bunun olup olmayacağını dahi bilemezsiniz. Bu noktaya gelen tüm tartışmalar yaşamın gerçekliğinin de tartışılmasıdır. Yazmamdaki gerçek odur ki, planlar ve hedefler, düzenli bir hayatın motivasyonudur aslında. Ancak, hiçbirinin hiç olmayacağını, olamayacağını bilerek ertelememek, gerçekliğin ta kendisidir. Yarına yetişemeyecekler var bugün aramızda. Ama bugün, şu an yapabileceklerimiz de var! Yarının gerçekdışılığına inatla!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder