2 Ocak 2013 Çarşamba

Sanatçı

İnsanlar, kar taneleri gibi farklıdırlar. Sadece parmak izleri ile değil, en önemlisi habitusları ile farklı duruma gelirler. Habitus esas alındığında her birey tamamen diğerinden farklıdır. Her insan hayata farklı gözlerle bakar. Olayları, olguları, nesneleri kısacası her şeyi farklı şekilde algılar ve yorumlar. İnsan, ürettiği şeyleri de farklı nedenler, farklı biçimler, farklı duygularla üretir. İnsan üretimi olmayan, yaratılmış diğer nesneler de insanlar tarafından farklı biçimlerde algılanır. Tüm bunlar, sanat felsefesi veya diğer anlatımı ile estetik kavramının yani sanatın, sanat üretiminin ve sanat beğenilerinin temelini, tanımını ve anlamını oluşturur. Sanat felsefesi, eserlerin veya beğenilerin temel anlamını konu alırken bunlar hakkında bazı sorular sorar ve kendince cevaplar arar. Bu sorulardan en önemlileri “Güzel nedir?”, “İyi nedir?”, “Hoş nedir?”, “Herkesin zihninde, ortak bir estetik yargı mevcut mudur?” gibi sorulardır. Sanat Felsefesi gibi temel felsefe de, kendi özünün gereği olarak sorduğu bu sorulara, yine kendi özünün gereği olarak cevaplar verir ve her cevap, kendi içinde bir başka soruyu daha barındırır. Güzel olan şu ise, kime göre öyledir ve neden güzeldir? İyi, neye göre iyidir? Hoş olan, kim için hoştur? Ortak estetik yargılar bizleri en güzelin, en iyinin ve en hoşun ne olduğu konusunda kesin bir tanım yapmaya yönlendirebilir mi? Bu soruları yanıtlamak için ruhunda barındıran insanlar ise sanatçılardır. Tüm bu felsefe adımlardan sonra net bir şekilde anlaşılır ki, hayatı yaşarken çeşitleyen, ona sorular yükleyip cevaplar aradıkça bireyin ve toplumun önünü açan kavram estetik ise bunun lokomotifi de sanatçıdır. Anlaşılması gereken de budur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder