31 Aralık 2012 Pazartesi
Yine bir kırlangıç yılı
Televizyonla tanıştığım ilk yıllarda, bir gelenekmişçesine, her yeni yılın gelişini tanıtan görüntüler, “eski yılı temsil eden yaşlı, güçsüz bir ihtiyarın gidişi ve yeni yılı temsil eden, dinamik, güçlü bir gencin gelişi” şeklindeydi.
Giden, gitmenin hüznünü, gelen ise gelmenin mutluluğunu yansıtırdı. Gelenden heyecan duyardım ama çoğunlukla gidene üzüntüm bu heyecandan fazla olurdu.
Hayatımızın biten bir yılı, acılarımızı, hasretlerimizi, kötü olan her şeyi geride bırakıyor. Ancak, gerçekleşmemiş umutlarımızı, ulaşılmamış mutluluklarımızı, elde dilmemiş beklentilerimizi, yaşanmamış aşklarımızı da geri de bırakıyor, düne gömüyor.
Her ne varsa, onu, dün yapan bir döngü, yılbaşları. Bu nedenle, bugünü dün yapan zamana inat, anı an yapan mutluluklara sarılma farkındalığı dileyerek, bir yeni yıl hediyesi sunmak istedim sizlere, aşağıdaki küçük ancak ders verici hikaye ile.
*
Kışın, göçe çağıran soğukları başlamak üzereydi. Küçük bir Kırlangıç, yaz boyunca izlediği bir adama aşık olmuştu. Cesaretini toplayıp nihayet penceresine kondu. Önce olabildiğince dik dursa da, sonra dayanamayıp gagasıyla cama vurdu. Çok meşgul olan adam öfkeyle cama dönüp bakarken, Kırlangıcın minik kalbinde tarifi imkansız bir heyecan vardı. Aşkından titreyen Kırlangıç: “Seni izliyorum haftalardır, nedenini ne olur sorma. Ama galiba ben seni seviyorum” dedi.
Adam, “Sen de nerden çıktın, işimi bozdun, zamanımı alıyorsun” diye tersledi Kırlangıcı.
“Aç pencereyi içeriye al beni. Hem yalnızlığına çare olurum, hem seninle yaşam bulurum” diye önerdi Kırlangıç, aşkından sırılsıklam bakan gözleriyle.
Adam, daha da sertleşti, pencerenin arkasında duran Kırlangıca karşı. Ardından; “Şuna da bak, neler diyor? Haddini bil, hiç kuş insana aşık olur mu?” diye kızdı.
“Soğuklar başladı bak, üşüyorum dışarda. Alırsan içeri, deva olurum yalnızlığına.”
Hepten kızan adam, kovdu Kırlangıcı camın önünden. “Yürü git işine, yalnızlığımdan memnunum ben” diyerek.
Gagasını büken zavallı Kırlangıç, aşkından kalbine hançer gibi saplanan bir acıyla uçtu, uzaklaştı.
Gel zaman git zaman, adamı pişmanlık sardı. Kendi kendine, “keşke alsaydım içeriye” diye üzülmeye başladı. Bir yandan da “sıcaklar başlayınca geri gelir yine” diye beklemeye başladı. Derken bahar geldi. Tüm doğa uyandı. Gelip geçen her kırlangıca adam, önce kovduğu ve şimdi beklediği Kırlangıcı sordu. Fakat izine rastlayamadı.
Öylesine çok üzüldü ki, gidip bilge kişiye danıştı. Hem Kırlangıcın, hem de kendisinin yaptıklarını anlatıp çare istedi. Bilge kişi, üzüntüyle başını sallayarak, şu yanıtı verdi: “A benim yalnız oğlum, ne kadar efkarlansan azdır. Çünkü kırlangıçların ömrü sadece altı aydır.”
*
Mutlu bir yıl dilerim. Yaşamınızdaki güzelliklerin, sağlığınızın, sevmelerinizin ve sevilmelerinizin kıymetini bilerek... Şimdiyi yaşama marifeti ile yarın denen olgunun, bugüne yenilmesini engelleyerek...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder