11 Kasım 2012 Pazar
“Yüz yıl oldu”
Pazartesi klasiklerinden biri sadece bu günün sendromu oluşu değildir. Bakın gazetelere, hafta sonunu sabırsızlıkla geçiren başta köşe yazarlarının iç meselelere getirdikleri görüşler de pazartesilerin olmazsa olmazlarıdırlar.
Sebep, verilen ara değil, gündelik konuları yazarken, bırakın hafta sonu arası verilmesini, günde iki yazı yazsanız bile ülke gündemini anlatmak için hep bir eksiklik hissetmenizdir.
Çünkü söylenecek yazacak o kadar çok şey var ki!
Tahmin edebileceğiniz gibi, olup bitenleri kaleme almak pek de etkili değil artık.
O kadar çok yazıldı söylendi ki herşey, yeni birşey söylemek de mümkün değil artık, gündelik olup bitenle ilgili.
Olayların özneleri, mekanları ve olguları değişkenlik gösterir gibi gelse de, yaşadığımız her sorunun yıllardır süregelen temelleri ve çerçeveleri vardır. Aslında her sorun bildik ve eski, hepsi birbirinin aynısı.
Bu durum sorunların bile değişmemesi durumudur ki, çok sıkıcı.
Olup bitenler de, olamayanlar da, hep aynı oldukça ortaya son derece sıkıcı gündem çıkıyor.
Gelin biz mücadelemizi yok saymadan, gündemin bağnaz yapısının dışına atalım kendimizi.
Bir sevgili düşünün mesela. Gözlerinde kendinizi gördüğünüz bir an kadar gerçek olsun. Hayalinizde olan kadar yaşanmış olsun. Belki bugün ya da yarında. Sonra o gözlerde bir an hissedin. Öylesine bir an ki, o an dışındaki herşeyi sizden alıp gitsin zaman. Mekanı hissetmesin bedeniniz. Bir kaç satırda yenin günü, dünü, yarını. Anın esiri değil, anın parçası, vazgeçilmezi olun.
Anın ardından ne geleceğini bilemeden ve bunu telaşıyla kalbinizi yormadan, anı yaşarken bile ona hasret duyun.
Bunu yaşamak için de Nazım Hikmet’in 1959’da kaleme aldığı Hasret şiiri hepimize kılavuz olsun.
*
Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli
belini sarmayalı
gözünün içinde durmayalı
aklının aydınlığına sorular sormayalı
dokunmayalı sıcaklığına karnının.
yüz yıldır bekler beni
bir şehirde bir kadın.
[…]
Yüz yıldır alaca karanlıkta
koşuyorum ardından.
* * *
[…] Her zamanki gibi, telif hakları nedeniyle yazarın şiirinin tamamını yayımlamıyorum ve şiirin orijinalini yazarın original kitabını alarak okumanızı öneriyorum.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder