17 Ekim 2012 Çarşamba
Tehlikeli söylem pratikleri
Son yılların en büyük kurgusal ifadelerindendir “farklılıklarımız zenginliğimizdir” ifadesi.
Özellikle, etnik ayrımlar karşısında, siyasilerin kullandığı bir ifadedir. Ancak bununla sınırlı değildir. Sanat sevicileri, popüler kültür üreticileri, boş söylem pratisyenleri, hamaset üreticileri, amatör aydınlar de sıkça kullanırlar bu ifadeyi.
“Kürtler”, “Türkler”, “şu partililer”, “bu siyasi düşüncedekiler”, “demokrasi getirilecek şu yer”, “barış sağlanacak bu bölge” gibi ifadeler en güncel ifadelerdir, örneklerdir.
Oysa her biri hep aynı hataya düşerler. Ya da düşülmesini bilerek sağlar.
Kimileri kasıtlı olarak bu ve benzeri ifadelerle ötekileştirmeyi başlatır. Kimileri bilinçsizce bu ifadeleri kullanarak “kasıtlı” olana fırsat verir. Ama her ikisinde de söylem, hep yeniden üretilir.
Bazen, işaret etmek, onun sahiplenmesinden çok ötekileştirilmesini sağlar.
Farklılıkların zenginlik olarak algılanması insani bir düşüncedir. Ancak, üzerine yoğunlukla vurgu yapılması, farklılıkların farkındalığı ile başlayan bir dışlayıcı örgütlenmeyi de beraberinde getirir.
Farklılıkları yaşayanlarla onları farkedenler zaten bu sürecin doğal ilk adımıdır ve bir ayrımdır.
Bir sabah “farklı” olarak uyanınca başımıza gelmeyen kalmayabilir.
“Farklı” olarak uyandığımız o sabah, toplumsal alanda dışlayıcı bir tutumla karşı karşıya kalabilirsiniz. Üstelik bu her birimizin başına her an gelebilir.
Yüzyılımızda “farklı” olarak uyanmak gibi bir olumsuzluk beklentisine ihtiyaç yoktur. Çünkü bizim farklı olarak uyanmamıza kadar, birileri bizi bir sabah “farklı” ilan ederler, yaftalar.
“Farklılıklarımız zenginliğimizdir” gibi, sözde entelektüel, bilinç dışı –ya da kasıtlı- olan bir ifadeye yeniden gönderme yaparak; bu saf duran vurgunun tehlikesini, işaret edilenin, yalnışlaşabileceği, yanlızlaştırılabileceği gibi bir endişenin de altını çizmiş olayım.
Getirdiğim eleştiri ile kalmadan, öneriyi de geliştirmenin huzurunu yakalamam lazım.
Buna göre; işaret etmek, işaret edilene her zaman fayda sağlamayabilir. Bu bilinçle, bu vurguları yaparken itina göstermek aydınların işidir. Anlatılmalıdır ve “farklılıklar” denen etnik olsun ya da olmasın özellikle demokrafik unsurlar, doğal sürecinde yaşanmalı ve üzerlerine sözde “safça” (!), “birleştirici” (!) bir yaklaşımla doğal süreçten çıkarılıp, işaret edilmemelidir.
İletişimin toplumsal psikoloji üzerindeki etkisini bilmek ve birleştirici olmak, bu hassasiyetten geçer, aydınların doğrudan sorumluluğudur!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder