17 Ekim 2012 Çarşamba

Anadil ihaneti

Sanki olumsuzluk olarak akla gelebilecek herşeyin dışarıda bırakıldığı bir yeni dünya gibi sevda. Düşündükçe, tüm bir evren dolusu duygu uçuşuyor insanın içinde. Kendi ana diliniz size ihanet ediyor. Hissettiklerinizle beslenen 6 hafta değil altı yüz yıl yaşayacak kelebeklerin kanat çırpışlarıyla soluk alıyorsunuz. Bir sevda içinize doldukça, dünyanın dışına çıkıyor insan. Gelen her yeni an, hayatınızda yeni bir ilk olmaya dönüşüyor. Eski bayram sabahlarındaki çocuklar gibi oluyor duygularınız. Böyle bir yerde sevda... * Bayramları örnek veririken bile şimdikilerden bahsedemiyoruz. Bu, eski sevdaların anlatımı çünkü. Bugün yaşanan bu değil. Bunu bulan da anlam yükleyemez artık şimdilerde. Hatta anlamaz değer vermez, veremez... Gün başka, gün anlamları değiştiren hızla akıyor artık... Sevdalar şimdi böyle mi ya? Edilgen hayatların hüküm sürdürdüğü zamanlar yaşamağa tanıklık eden bir acı var içimde. Tüm yaşamımız gibi aşklarımız da edilgen. Beklentiler, saflığını, hızlı hayat gerçekliğini kaldırmış duyguların. Aşka fedakarlık yaraşsa da şimdilerde feda etmek ve kar elde etmek ayrımında fedakarlık kelimesi bile. Oysa Nazım Hikmet ne güzel yazmış... Ne güzel anlatmış bir sevdayı “Tahir ile Zühre” şiirinde... Bugünün eksik sevdalarına armağan olması dileğiyle paylaşmak istedim sizlerle. Ne kadar sevilebileceğine, nasıl sevileceğini eklemiş çünkü Nazım... * Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte yani yürekte. Meselâ bir barikatta dövüşerek meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken meselâ denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu? [...] Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. [...] Şiirin tamamını yazarın orijinal kitabını alarak okumanızı öneririm.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder