3 Ekim 2012 Çarşamba

Duygusal yönetiliyoruz!


Önceki gün Haberdar’ın 1000. sayısını kutladık. Benimse sadece Haberdar’da yazdığım yazı sayısı 900’e yaklaşırken, toplam makale sayım 6 bini buldu.
Bazı zamanlarda yazılarımın duygusal beslenmelere ihtiyaç duyması nedeniyle, yazmadan, izleyici olmayı seçtiğim süreleri, eğitimler, yoğunluklar, sinema filmi, senaryo ya da roman derken verilen zorunlu araları da düşündüğümde, 90’ların başında başlayan profesyonel yazma eylemimin arık pek de yeni sayılmadığını düşünüyorum.
Aslında kelimelerin dansına duyduğum haz nedeniyle her beyaz sayfa açtığımda, karşıma sadece bir konu ya da açılış cümlesi çıkmaz. Bunlardan önce, heyecan karşılar beni. Her defasında bu heyecanın verdiği mutluluğu yaşamsam belki de yazma ömrüm kısalırdı.
*
Bir çok okurun zaman içinde tanıdığı gibi, doğrudan siyasi içerik taşıyan yazıları istekli olsam da yazmayı az tercih ederim. Çünkü bunu yapanların sayısı zaten çok fazla. En azından az sayıda da olsa alternatifi olmalı okuyucunun.
Duygusal, acı dolu, neşeli, umutlu, hüznün kol gezdiği hatta karamsar yazılara yolculuk yaparken bunca yıl en öne çıkardığım konunun bana acı vereceğini hiç düşünmezdim. Bu ana konu siyasetten kaçma nedenlerimin ne yazık ki onlarca yıldır hiç değişmemesi
*
Bir süredir gündemi takip etmeme gayretim de bundan. Sizin bildiğiniz bir çok olaydan haberim yok. ‘Deve kuşu gibiyim’ diyorum kendi kendime ama bundan mutluyum. Medya bir yandan arz ettiğini, sözde talep budur diye hep olumsuz dille ve olumsuz içerikleri öne çıkararak verdikçe moral bozmamak elde değil çünkü. Hatta bu üretimini etkiliyor insanın. Elbette medya bu tür haberleri kendisi uydurmuyor. Sokak gerçeği de bu aslıdan.
Medyanın önceliğinin bu olduğunu görmek üzücü. Bunları yok saymaktan bahsetmiyorum ama öncelikler motive edici olabilir. Bunca umut taciri siyasetçiden sonra medya da yüzümüze gülümsese onlardan daha faydalı olacaktır diye düşünüyorum.
Haberdar 1000 sayı basarken, bunun zor olduğunu değerli dostum, kardeşim Rasıh Reşat’a yakınlığım nedeniyle çok iyi biliyorum.
Bu ülkede, sokakta patates satmak bile zor.
*
Kendi endişelerimi içeren bu yazıda ülkem için de endişelerimi paylaşmak isterim. Öyle ki, bu ülkede her ne olursa olsun, duygusal yönetildiğimizdendir bana göre.
Bunu hemen romantik almayın isterseniz. Çünkü yazıldığı kadar masum değil yaşanması.
Hırs, kin, öfke, doyumsuzluk gibi duygulardan ve bu duyguların tetiklediği tutum ve davranışlarla yönetilmekten bahsediyorum.
Ve harcanan geçmişime, öngöremediğim geleceğime üzülüyorum, kalben kırılıyorum.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder