Ferhat Atik
ferhat@cypruscenter.com
Bazen idealler, yaşamların önüne geçer. Hayatlar o ideallerin peşi sıra sürüklenir. Özlediğimiz hayalini kurduğumuz gelecekler vardır hayallerimizde.
Sadece bireysel olmayanlar hayallerimiz de vardır. Ülkemiz için kurduğumuz hayaller gibi, toplumsal, hatta evrensel hayallerimiz de vardır. Tüm insanlık için.
Hayallerimiz vardır. Hayallerimiz olmazsa olmaz...
Ancak, bir hayalin ömrü var mıdır? Ya da değişimi nasıl yaşanmalıdır?
Bu soru sorulduğu sürece, herkesin herkese saygı duyduğu yarınlarımız olacak. Yani “benim gibi düşünmeyen de düşünebilmeli, düşündüğünü söyleyebilmeli yazabilmeli” diyebildiğimiz sürece, hayallerimiz bencillikten çıkacak, bir aradalık yaşayacak. Değişim göstererek ortak hayaller haline dönüşecek, gelişecek. Ancak o zaman kitleler halinde ulaşabiliriz hayallerimize.
Yoksa, tek başımıza ulaştığımız bir hayalin esiri olmaktan öteye gitmeyiz, gidemeyiz.
Kendi gibi düşünmeyenlerin varlığını, kabullenme sürecidir, demokrasiyi hazmetme ve temel toplumsal hayalimiz de bu olmalıdır.
*
1968 yılı böyle bir hayale sahne oldu. Ankara’da ODTÜ öğrencisi dört kişi, Hüseyin İnan, Taylan Özgür, Alpaslan Özdoğan ve Mustafa Yalçıner, kendi hayallerini ODTÜ stadyumunda dev bir yazıyla gözler önüne serdiler.
Tüm gecelerini harcayarak, dev gibi harflerle stadyumun oturma yerlerine devrim yazdılar. Bu 4 genç o gece hayallerini yazıya dökmüşlerdi.
24 Eylül 69’da Taylan Özgür İstanbul’da, 30 Mayıs 71’de Alpaslan Özdoğan Adıyaman’da öldürüldüler, Mustafa Yalçıner de aynı yerde yakalandı. 6 Mayıs 72’de ise Hüseyin İnan idam edildi.
LeGuin’in Mülksüzler adlı romanında, dediği gibi, “Devrimi satın alamazsınız. Devrimi yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde.”
*
Hoşgörülü olmak yerine, kendi gibi düşünmeyenlere yaşam hakkı tanımama geçmiş zamanlarda çok yaşandı.
Kendi gibi düşünenlerle, kendi gibi düşünmeyenleri ikiye ayırmak da çok yaşandı.
Kayıp hayatlar, “karşı taraf”tan olmalıydı. Çünkü “karşı taraf” kendilerinden değildi.
Oysa kayıpların yaşandığı “karşı taraf” muhakkak ki iki taneydi. Her iki taraftı.
*
Neyse ki, yüzyılımızda durum böyle değil. Ayıra ayıra basını ikiye ayırıyorlar sadece.
Muhtıralar internetten veriliyor, devrimler, halkın seçimiyle demokrasiyle, seçimle gerçekleşiyor.
Neyse ki günümüzde, kendi gibi düşünmeyenlerin “ıslahı için” son çare olan ihtilal de zor ve tercih edilmiyor.
Zaten günümüzde bir ihtilal hayal edin.
Cep telefonunuza bir grup mesaj geliyor. Mesajda “ihtilal yaz 9090’a gönder” diyor. Yazıp gönderiyorsunuz ve telefonunuza Hasan Mutlucan’dan o bildik ihtilal türküsünün melodisi iniyor. İlk adım bu.
Ardından, e-mail adresinize sokağa çıkma yasağı ile ilgili bildiri ve gerekli açıklama gönderiliyor.
Bu konuda şakadan da olsa senaryolar geliştirilebilir.
Çünkü, Türkiye’de bırakın ihtilalin diğer boyutlarını, sadece yayınına el konulması gereken radyo sayısı yaklaşık bin 300, TV sayısı ise 350.
Bunca radyo TV’ye el koymakla uğraşırken ihtilali kim yapacak sizce?
--
• Bilgiler; ODTÜ’de Tarihçe Çalışmaları’nın 2. bölümünde yer alan ve Nurettin Çalışkan tarafından yapılmış “ODTÜ’de devrim yazısı” araştırmasından alınmış olup, izin alınarak kullanılmıştır.
• Mülksüzler (The Dispossessed: An Ambiguous Utopia), Ursula Kroeber LeGuin, Metis, Ocak 1990, Çeviri: Levent Mollamustafaoğlu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder