Televizyon kanallarının kimlerin elinde olduğu ve kanalları
elinde bulunduran
kişilerin iktidarla olan ilişkileri Bourdieu’nün üzerinde
önemle durduğu konulardandır.
Simgesel şiddet uygulamak
için kullanılan televizyon kanallarına konuk olan görece aydınları ve kendi
deyimiyle fast-thinker’ları, ne yaptıklarını sorgulamaları konusunda
uyarır. Bunun nedeni Bourdieu’nün endüstrileşen kültürden
kurtulmayı bağlılıktan kurtarılmış sosyolojiyle olabileceğini düşünmesidir.
Fast-thinker’lar, Bourdieu’nün tanımlamasıyla, istenilen
konuda istenilen şeyleri akademik bir üslupla söyleyen ve medya tarafından
sıklıkla tercih edilen kişiler ya d aşimdiki deyimle steryotiplerdir.
Bourdieu; bu yolla, simgesel şiddetin yeniden üretildiğini
vurgular. Televizyon Üzerine kitabında Bourdieu, günümüz televizyon ve gazete
haberciliğinin, birbirinden farklı davranabilme, ya da aynı haberi en önce
verebilme hırsının, zamanla bütün habercileri aynı hale getirdiğini
derinlemesine anlatır.
Bourdieu tekdüzelikten kurtulmak için aydınların kurtarıcı
olabileceğini, ancak pazarın güçleriyle suç ortaklığı ve işbirliğinden
kaçabildikleri takdirde bunu başarabileceklerini söyler.
Ona göre kamuoyu yoklamalarının katı bir çözümlemeye tabi
tutulması gerektiğidir. Kamuoyu yoklamaları ‘cevap yok’ yanıtını verenleri yok
sayan, sonuçları sadece soruya cevap veren katılımcılar üzerinden
değerlendirilen, cevap şıklarında keyfi düzenlemeler yapılan ve katılımcıları
beklemedikleri ve belki de istemedikleri soruları cevaplamaya zorlayan bir düzende yapılamkadır.
Televizyon karşısında simgesel şiddete maruz kalan
bireylerin ise bu şiddete tepki göstererek etkilenmelerini en aza indirmeye
çalışmalalarının bir suç ortaklığı olduğunu vurgulayan Bourdieu, bu yüzyılın en
büyük tehlikesine işaret ederken, onu takip eden sosyal medyanın görece
bağımsızlığı da giderek aynı simgesel şiddete doğru ilerlediğini de görmek
gerekir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder