27 Haziran 2013 Perşembe
Zaman görecelidir
“Pervam yok verdiğin üzüntüden, her sıkıntı kabulüm, yeter ki gün eksilmesin penceremden” demiş, Cahit Sıtkı.
Yaşamı ve onun zamana bağlı bir süreç olduğunu bilerek, bu zamanı ve yaşamı çok severek.
*
Avcunun içine aldığın bir serçe gibidir ‘zaman’.
Tam kıvamında tutman gerekir. Çok sıkarsan ya da fazla bol bırakırsan, kaybedersin.
Tam dozunda, tam gerektiği gibi tutman gerekir avcunu.
Bunu yapmak içinse, serçeyi çok iyi hissedebilmelisin. Hissetmezsen, gerektiği kadar açık ya da gerektiği kadar kapalı tutamazsın avcunu.
Hissetmezsen kaybedersin.
Uçup gitti mi, geri gelmez!
Mesele hissetmekte, hissedebilmekte.
İşte zaman böyle bir şey.
*
Neyin hatasına düşüyoruz biliyor musunuz? Günün her getirdiği ile fazlaca meşgul olmanın. Elbette yaşamın getirilerini tamamen görmezden gelemeyiz. Ancak mesele, esiri olmamaktır gündeliğin. Yaşamın genel yolcuğunun güne yenilmesine izin verdikçe, o serçe bizden uçar. Ardına bile bakmadan.
Sonra her gördüğümüz serçede, avcumuzdan uçurduğumuz serçeye nafile bir üzüntü duyarız.
Üstelik günün birinde, bir avuçta kısılı kalan serçenin, kendimiz olabileceğini de hiç düşünmeden.
Tüm bunları yazmak, söylemek de değil mesele. Mesele yaşamaktır. İç dünyamızın kabulünü sağlayarak, hayatımızı bu esaslarla yönetmektir mesele.
Mesele zamanı kendi avuçlarımızın içinden kayıp gitmeden ve örselemeden tutabilmek, hatıra biriktirebilmektir bir bakıma.
Her düne dönen gün unutuldukça, sadece geçmiş olmakla kalmaz, kayıp da olur!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder