5 Mayıs 2013 Pazar
Film bittiğinde herkes aynı salonu terk eder
Sinema en eski sanattır aslında. Üstelik ilk insanla başlayacak kadar eski. kimilerince kolektif gibi düşünülse de münferittir. Sinema rüyalarımızla başlar.
Sınır tanımayan geziler, uçtuğumuz aksiyonlar, uçurumlardan düşüşler, cinsellik, başarı, başarısızlık, öfke, kavga mücadele, kan ter içinde uyanışlara kadar süren, hayallerimizin ötesinde ve bilinç altımızda yazılan senaryoların kurgulandığı süreç, rüyalarımız. Sinemanın ta kendisi.
Yaşamımızın gündeliğinde, bilincimizin derinlere, bilinç altımıza ittiği ve bağımsızca yönetilen duygularımızın kurgulandığı sahnelere kapatırız gözlerimizi.
Sinema yaşamdır aslında. Bildiğimiz ya da hiç bilmediğimiz kurguların içinde rol alırız çoğu zaman. Uyanmakla da bitmez, gözlerimizi açar açmaz yenisi başlar.
Bu kadarla da kalmaz! Yaşamın ta kendisi olur sinema!
Kendinizi ve yaşamı anlamaya geç kalırsanız, hayatı ve hayatı yaşamaya da geç kalırsınız. Üstelik tekrarı olmayan bir film gibidir hayat. Ona odaklanıp her anını tadarak yaşamazsanız bir filmi izlerken ara ara uyuyan izleyiciye benzersiniz.
Bilemezsiniz! Belki de filmin en etkileyici, size en haz verecek zamanlarında uyumuşsunuzdur. Oysa aynı sinema salonunda ve aynı seansta sizinle filmi izleyen başkaları o anları anlayarak, tadarak, hissederek izlemiştir.
Film bittiğinde, elbette herkes aynı salonu terk eder. Ancak, o zaman; gerçek hayata geçilir! Öyle ki, aynı seansta aynı filmde bir araya gelmiş olan insanlar, salonu terk ettiklerinde artık gerçeğe, hakkederek yaşayacaklarına, hak ettikleri kadarını yaşamaya koyulurlar.
Mesele o filmden ne derece haz aldığımızdır aslında. Ne derece anladığımız, zamanımızı ne derece mutlulukla geçirdiğimizdir. Film boyunca birlikte olduklarımızla paylaştıklarımızdır.
Sinema ve film; yaşamak ve ölmek gibi şeylerdir!
Küçük bir farkla: Filmin tekrarı vardır ve kaçırdığınız sahneleri yeniden izlemek tercih sizindir!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder