9 Ocak 2013 Çarşamba
Sol cebimde umut
Olması beklenilen veya olacağı düşünülen şeydir umut. Ama bu kadar sözlüğe bağlı bir basitlikte değil değeri. Oysa tam tersi, umutsuz olma durumu ise bambaşka bir anlamı taşır.
Birisi hayatı besleyen, yarınları çağıran, diğeri ise insanı bugüne kilitleyen olduğu yerde durduran kavramlar.
Umut ve umutsuzluk kardeşler sanki!
Bazen o kadar birbirlerine benzediklerini düşünüyorum ki.
Kaybettiğini umutların birikimi umutsuzluklar olursa, biri diğerinden türüyor sanki.
Kol kola girmiş uçurumlar gibi. Aralarında mesafeler, asırlar gibi ama derinlerde, hep aynı yerdeler gibi...
*
Kırk yaşını devirince anladım ki dünyayı değiştirme enerjim artık 20 yaşında olduğu kadar değil. Ancak, dünyada nelerin değişmesi gerektiğini de 20 yaşımdakinden çok daha iyi biliyorum. Ülkemde de öyle!
Kendi hayatlarımızın, hatta geleceğimizden tüketilen her türlü haklarımızın; “bir film şeridi gibi” gözümüzün önünden geçişine sadece seyirci kaldığımız günler yaşanırken, nelerin artık hiç olmaması gerektiğini ya da nelerin artık olması gerektiğini biliyorum!
Kimi zaman hayallerim kimi zaman ise kalbim kırılarak edindim bu tecrübeyi, kendi ülkemde.
Ancak, bu ülkede olup biten tüm olumsuz şeylere KARŞI, en çok yazarken kendimi aciz hissetmiyorum. En çok yazdıklarımı hayal ederken özgürüm, yazdığımdan bile öte. En önemlisi, yazarak; bu özgürlük satırlarını bu kurtuluş satırlarını okuyanlarla çoğalttığıma inanıyorum, bu satırlara eşlik edenlerle.
Daha mutlu bir gelecek için. Umutlu bir gelecek için.
Nazım Hikmet'in satırlarındaki gibi:
"Bizim kalbimiz hep kırıktır çocuk. Ama yine de eksik etmeyiz sol cebimizden umudu."
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder