27 Kasım 2012 Salı

İsyan

Atımı ahırdan getirmeleri için emir vermiştim. Hizmetçi beni anlamıyordu. Ahıra kendim gittim, atımı eyerledim ve bindim. Uzaktan bir trompet sesi duyuyordum, bunun ne anlama geldiğini sordum ona. Hiçbir şey bilmiyordu ve hiçbir şey duymamıştı. Büyük kapıda beni durdurup sordu: “Beyefendi nereye gidiyor?” “Bilmiyorum” dedim. “Sadece buradan gitmek, sadece buradan gitmek. Sürekli buradan giderek hedefime ulaşabilirim.” “Hedefini biliyorsun yani?” diye sordu. “Evet” diye cevap verdim. “Dedim ya buradan gitmek, işte hedefim bu.” * Bilirsiniz Max Brod hiç kimse değildir. Hiç bir özelliği de yoktur. Sadece bir tek ‘ihanetiyle’ anılır. O da dünyanın en değerli ihanetidir. Max Brod, vasiyetinde “ben öldüğümde ardımda tek sayfa bırakma ve yazdığım her şeyi yak” diyen kadim dostu Franz Kafka’nın vasiyetine, dostluğuna ve hayattaki son dileğine ihanet eden ve Kafka’nın tüm eserlerini edebiyat dünyasına kazandıran kişidir. Eğer bir ölü konuşabiliyor, bir hayalet arkadaşlık yapabiliyor ya da bir çeşme acı çekebiliyorsa ve okuduklarınız sizi incitiyor, acıtıcı bir böcek ısırması gibi unutulmaz bir an yaşatıyorsa, okuduğunuz Kafka’dan başkası değildir. Kafka, hayallerin sınırsızlık prensi. Yazım gücünü anlattıklarından değil, hissettirdiklerinden alan ve kendi ifadesi ile yazdıklarını “donmuş denizi kıran bir balta”ya benzeten yazar, makalenin başındaki diyalogun sahibi. Bu acı verici ve çarpıcı anlatıma sahip yazarın cümleleri neden bu yazının, ya da bir yazının başında duruyor diye sorarsanız, bu soruyu, yaşadığımız günlerde yüzleştiğimiz, önce tüme varan ve şimdide tümden gelen başarısızlıklarımıza ithaf edin. Bir daha aynada kendi yüzlerimize bakmağa utanmamız gerektiğini de düşünce dağarcığımızın son isyan cümlesi olarak ekleyerek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder