3 Eylül 2012 Pazartesi

Umut yaşlanmaz, yaşanır

Herşeyden zordur, acının kelimelerle ifade edilmesi. Sevda gibi, yalnızlık gibi, ayrılık gibi, acı da, ifadesizlikle sonuçlanır çoğu zaman. İçimizde hissettiğimiz bir yanmadır da, kaybedilen bir sevginin ardından iki damla gözyaşı oluverir apansız. Neden aktığı anlaşılmayan. Bazen haykırmak istediklerimiz, yaşamak istediklerimiz kadardır. Ne haykırabilir, ne de yaşayabiliriz. Umarsız, telaşsız yarını bugüne gömen bir yaşayamayış, denize ulaşamayan bir nehir acısıyla dolanır içimizde. İşte böyle hüzün dolu, işte böyle yarım birşey, yaşamak... Bazen bir şarkının ilk notasında, bize ait olmayan bir gülüşte, yapayalnız yürüdüğümüz karanlıkta, döneriz hep başladığımız noktaya. Çalan her telefon beklenenden gelmez. Ama beklenir. Yaşam istediğimizi vermez. Ama beklendiği gibi olmasada yaşanır. Nice fırtınalardan sığındığımız liman, hem çok yakınımızda, hem de deniz fenerini göremeyecek kadar uzağımızdadır bazen. Kimbilir belki bir şiir olur, gözlerine bakamadığımız sihirli bir sevdanın... Ya da dünyayı çiçek bahçesine çevirecek güçte ‘çocuk yüreğine’ sahip bakıştır beklenen... Tıpkı aşağıdaki satırlarda, Zülfü Livaneli’nin kendi şiirini seslendirirken bize hissettirdikleri gibi... Melodisini hatırlayacaksınız okurken... Aslında ne söylenir ne yazılır! Oysa en karanlık anında bile yaşam kavgamızın, UMUT HİÇ YAŞLANMAZ HEP YAŞANIR! * “Düşlerin parlayıp söndüğü yerde, buluşmak seninle bir akşam üstü. Umarsız şarkılar dudağında yarım bir ezgi, sığınmak gözlerine bir akşam üstü. Gözlerin bir çığlık bir yaralı haykırış, gözlerin çok uzaktan geçen bir gemi. [...] Ellerin bir martı, telaşlı ve ürkek, ellerin fırtınada çırpınan bir beyaz yelken. Bir kenti böylece bırakıp gitmek, içinde bin kaygı, bin bir soruyla.” Not: Telif hakkı nedeniyle şiirin tamamını Zülfü Livaneli şiirlerini satın alarak okumanızı öneririm.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder