24 Eylül 2012 Pazartesi

Ülkemin topraklarına çocukluğumu emanet ettim


“Sen esirliğim ve hürriyetimsin,
Çıplak bir yaz gecesi yanan etimsin,
Memleketimsin...” der Nazım Hikmet, bir yandan sevgiliye sevgisini yüce değerlerle anlatmağa çalışırken ve öte yandan memleketine olan sevgisini de şu bir kaç satırda bu denli yüceltirken.
Böyle yaşanmalı sevgi, sevgili. Ama en çok böyle sevilmeli bir memleket bir yurt.
Öyle hamasi seçim meydanı sloganları ile milliyetçi basmakalıp reklam tüten cümlelerle değil. Bir sevgiliye duyulan sevgi kadar derin, aşkın ilk ateşi kadar harlı.
Topraklarına çocukluğunuzu emanet ettiğiniz ve topraklarını çocuklarınıza armağan ettiğiniz bir memleket, her paha göze alınarak sahiplenilmeli.
Bu yazı, kısır döngünün tüm zamanlarını tükettiği ülkeme özlemimin yazısıdır.
Tanımayan sanır ki uzaklardayım. Hayır. En çok memleketimin içindeyken hasret duyarım, gerçeğe ve geleceğe.
Çünkü bunlara çok uzak olduğunu bilirim memleketimin.
*
Nerede bir toplumsak huzursuzluk, akıllarda bir sıkıntı, bireysel bir deformasyon görürseniz, dilediğiniz kadar irdeleyin, aynı temel soruna ulaşırsınız.
Bu ülkedeki her sorunun temelinde olan tek gerçek ADALETSİZLİK duygusudur.
Bu duygu her şeyin temel sebebi olduğu kadar her şeyin sonucudur da.
*
Yıllardır olup bitenlerin başında yer alan bu duygu, partizanlıktan adam kayırmağa, şehit çocuklarına arsaları meselesinden puana, eşdeğer mal meselelerine, işe almağa, terfi vermeğe, makama, krediye, affa ya da sıralamakla bitmez bir çok konuya kadar her şeyin içindeki adaletsizlik duygusu şimdilerde artık her şeyin sonucu.
Çünkü birileri bu nemaları tüketirken birileri haksızlığa uğradığı duygusunda. Hatta önceden nemalananlar bile şimdilerde aynı haksızlık duygusunda.
Kimse çıkıp da akan nüfustan, şuradan buradan dem vurmasın. Bunlar bir takım ek sıkıntılar ama temeli değil hiç bir şeyin. 
Sonuçta da birey her şeye karşı alınan kararlarda adaleti sorgulamaya başlamış. Çünkü güven yıkılmış.
*
İşte bir sevgiliyi sever gibi memleketini sevmek, bunları yapmamak, birey olarak tümünde önce kendini arındırmak. Kendine ve toplumuna bir söz verip artık doğrunun biricikliğine aykırı davranmamak. Memleketini sevmek, hem de Nazım’daki gibi bir sevgiliyi sevme betimlemesi için tasvir edecek kadar sevmek, lafla değil kalple olsa gerek!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder