12 Ağustos 2012 Pazar
Elle tutulur olmaktan çıktı hayat
Artık her şey sanal... Bize hiç bir şey kalmamış. Eski tatları özler olmuşuz. Yeni nesil mümkün olsa kendi de sanal olacak. Sevgilerimiz, dostluklarımız, alışkanlıklarımız, zamanımız her şey sanal. Ödev mi yapacaksınız, sanal. Şiir, dergi gazetemi okuyacaksınız, sanal. Yazı mı yazacaksınız, sanal.
Elle tutulur olmaktan çıktı hayat.
Ne kadardır, bir kağıda bir kalem edasıyla yazmayı özlediğimi hatırladım. Elimizin altında bilgisayar, ayağımızın altında arabalar gibi. Yaşamın ayrıntılarını hızla geçtiğimiz yollarda unutarak yaşamaktayız yeni yüzyıldaki hayatımızı. En son size birisinin elleriyle yazmış olduğu mektubu ne zaman almıştınız, peki bir emaili en son ne zaman aldınız? Kime yazdınız el yazınızla bir mektubu, peki ne zaman gönderdiniz son emaili? Ya da şöyle diyelim, ne zamandır kendinize özel zaman ayırarak geçmişle bugünün muhasebesini çıkardınız. Nedir bu telaş? Nereye yetişmeye çalışıyoruz?
Zaman bizle, biz zamanla yarışırken, avuçlarımızdan kayan ömür, her şey gibi elle tutulur olmaktan çıktı...
*
Yelkovan ve akrebin dönüşü tüm zamanlardaki gibi aslında. Ne bir eksik ne bir fazla!
Ama ısı gibi. Derece başka gösterir insan başka hisseder hani. Zaman da öyle. Olur ya bir an, ömre bedel, ne akar ne geçer takılır kalır. Ya da bir zaman, hatıra bile bırakmaksızın akar, yetişilmez. Oysa ölçü hep aynı.
Tüm etken düşünce, duygu...
Aslında belki de, en çok ihtiyacımız olan, hızla akan ve giderek hızlanan hayatın içinde durmak. Soluk almak ve zamanı hissede hissede yaşamak. Sanki her anın kokusunu algılamaya, dokunuşunu hissetmeye çalışır gibi.
Yoksa sonraları, bunu yapmaya geciktiğimizi anladığımızda, anladığımız yanımıza zarar kalır, kalacaktır!
Elle tutulur olmalı işte bu yüzden hayat. Dokunulmalı. Önce kendi hayatımıza sonra sevdiklerimizin hayatlarına dokunmalıyız, sanallaşırken hızla dünya. İnadına!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder